30 Mart 2020 Pazartesi

Sâbiî İnancında Eskatolojik Anlatılar

Sabiiler ırmakta vaftiz oluyor

Sâbiîlik
Kuran'ı Kerim'de üç ayette (Bakara, 62; Maide, 69; Hacc, 17) bahsi geçen ve günümüzde müntesipleri bulunan bir dindir. Pek çok din de olduğu gibi gnostik ve düalist bir gelenek olan Sabiilik'te de eskatolojik (ahir zaman/kıyamet) anlatılar bulunmaktadır. Kutsal kitaplarından biri olan Ginza'da bu hususta detaylı bilgiler mevcuttur.


Eskatolojik anlatılardan önce kısaca zaman tasavvurlarına değinmek gerekir. Sâbiî inancına göre zaman 7 gezegen ve 12 burç arasında taksim edilmiş olup, insanlığın yaratılışından kıyamet kopuncaya kadar 480 bin yıl geçecektir. Bu 480 bin yıl 7 gezen ve 12 burç arasında taksim edilmiştir. İnsanlar işledikleri günah sebebiyle her bir gezegen zamanında cezalandırılmış ve yok edilmiş sadece tek bir çift kalmış ve tekrar çoğalmıştır. Son olarak Nergal (Mars) gezegeni zamanında Nuh tufanı ile cezalandırılmış, sadece çok az insan kurtulmuştur.
Sabii kutsal kitabı Ginza



 Nergal gezegeninin son 2 bin yılı ahir zaman olarak kabul edilmektedir. Özellikle son 210 yılda pek çok olay gerçekleşecektir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Sular yeryüzünden çekilecek, tüm dünyada kuraklık görülecek, şiddetli rüzgârlar gerçekleşecek, Dünya günde üç kez sarsılacak

Kıtlık olacak, dört ayaklı hayvanlar azalacak, dolu ve yıldırım gibi felaketler olacak, insanlar yeryüzünün sonunun yaklaştığı ile ilgili bir ses, bir işaret duyacak

Araplar bütün bölgelerde yükselecek, Araplar bütün dünyanın efendisi olacaklar, diğer krallar ölecek bundan dolayı kara bir bulut yükselip tüm dünyayı saracak, Araplar arasında bir fitne çıkacak

Yeryüzünün iki büyük hükümdarı savaşacak, biri ölecek diğeri tüm dünyaya hükmedecek

 İnsanlar hızla çoğalacak, nüfus artacak, asker sayısı çoğalacak, yeryüzünde büyük bir savaş çıkacak, erkeklerin çoğu ölecek, yeryüzünde erkek kıtlığı yaşanacak, kadınlar erkek avına çıkacaklar, gördükleri erkekleri kapmak için kavga edecekler

Yalancı Mesih çıkacak, bazı olağanüstü olaylar gerçekleştirecek, herkes ona itaat edecek

 Her türlü ahlaki ve tabii kötülük ve bozulmanın had safhaya ulaştığı bu dönemde Kral Burzin'in oğlu Kral Praşai Siva (son savaşçı, son kral) gelecek, altın bir dönem başlatacaktır.

Onun zamanında tüm kötülükler ve ahlaki ve tabii bozulmalar son bulacaktır. Yeryüzüne mutlak adalet ve saadet egemen olacaktır. Onun krallığı dünyanın sonuna kadar devam edecektir.

Son olarak ilahi ışık âleminden gelen hayat suyu (Yardna) dünyadan çekilecek, onun yerine okyanuslardan yeşil zehirli sular akacak, onun kokusunu alanlar ruhlarını teslim edecekler. Böylelikle yeryüzündeki herkes ölecek ve dünya hayatı son bulacaktır.

5 Eylül 2019 Perşembe

Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed: Zerdüştlük


Hz. Muhammed’in Kitabı Mukaddes’te (Tevrat, İncil, Zebur) müjdelendiğine yönelik İslam âlimleri çalışmalar yapmışlardır. Bu hususta pek çok çalışma bulunmaktadır. Peki diğer dinlere ait kutsal kitaplarda da Hz. Muhammed’in müjdelendiğine yönelik çalışmalar bulunmakta mıdır?
Hz. Muhammed’in Hinduizm, Budizm ve Zerdüştlük dinlerinin kutsal kitaplarında müjdelendiğine yönelik çalışmalar da bulunmaktadır. Bu dinlerin kutsal kitaplarında yer alan bazı kavramlar ve ifadeler üzerine odaklanılarak yapılan araştırmalara göre Hz. Muhammed bu kutsal kitaplarda da müjdelenmiştir. Peki, Hz. Muhammed’in müjdelendiğine işaret eden hususlar nelerdir? Hangi kavramlar ve ifadeler ona işaret etmektedir?
Zerdüştlerin kutsal kitaplarından biri olan Zend Avesta’da Zerdüşt’ün nesebinden bir kişinin çıkacağı, bu kadının Kasava Gölünde yıkanacağı ve hamile kalacağı söylenmektedir. Kadın’ın “Saoşyant-âlemlere rahmet olan” ve Astvat-Prata-Övülmüş, Muhammed) anlamına gelen kişiyi doğuracağı, bu kişinin Zerdüşt imanını koruyacağı, kötülüğü ve putlara ibadeti yok edeceği bildirilmektedir. (Vendidad Fargard, 2; 4) Burada zikredilen Kasava Gölü, maddi bir göl olmaktan ziyade manen Kevser havuzu (“biz sana Kevseri verdik” Kevser Suresi, 1.) ile ilişkilendirilmiştir. Kevser ile kastedilenin de Kur’an olduğu ve hakikatin kaynağı olduğu ifade edilir.
Zerdüşt kutsal metinlerinden Zend Avesta
Zerdüşt kutsal metinlerinden bir diğeri olan Desatir’de yer alan bir mektupta (1. Sasan’ın mektubu) ise Zerdüştlerin dinlerinin bozulduğunda Arabitan’dan bir adamın zuhur edeceği, onun takipçilerinin İran’ı fethedeceği ve yoldan çıkmış Perslileri idare altına alacağı belirtilmektedir. Tapınaklarda ateşe tapma yerine, ibadet ederken yüzlerini bütün putlardan arındırılan İbrahim’in Kâbe’sine döndüreceklerdir. Arap peygamberi takip edenler insanlara rahmet olacaklardır.
Başka bir yerde onunla ilgili olarak şu ifadelerin yer aldığı ileri sürülür: “Adı muzaffer, Saoşyant ve Astvat-Prata olacak olan, o Saoşyant(Âlemlere rahmet) olacaktır, çünkü bütün insanlara hayır getirecektir, o Astvat-Prata (Övülmüş) olacaktır. Çünkü o bedenli bir yaratık ve yaşayan bir varlık olarak putperestlerden ve benzerlerinden ve Mazdacıların yoldan çıkmışlarından gelecek bir tahribe karşı duracaktır.” Farvardin Yasht, 28, 129)

Zerdüşt kutsal metinlerinden Desatir
Zerdüşt kutsal metinlerinde Hz. Muhammed’in sahabilerine işaret ettiği söylenen bölümlerin olduğu da söylenir. “Biz, yöneten rabbın sağ elinde dövüşen iyi, güçlü, imanlı, müşfik Fravaşileri ululuyoruz. Sanki güzel kanatlı kuşlar gibi, onların Rabbe geldiği görülüyor, Onlar, görünmeyen düşmandan, dişi Varenya şeytanından, yanlış işlere meylederek kötülük yapanlardan, herşeyi ölüm olan şeytan, Angra Mainyu’nun (Ebu Leheb) şerrinden, Rabbı hem önden ve hem arkadan korumak üzere bir silah ve bir kalkan olarak geldiler, Onlar, o kişiyi kılıçlardan, sopalardan, oklardan, mızraklardan, elle atılan taşlardan koruyacaklardır.” (Fervardin Yasht, 63, 70-72) Bu ifadelerin pek çok savaşta ve durumda Hz. Muhammed için canını ortaya koyan sahabilere işaret ettiği düşünülür.
Yine sahabiler ile ilgili olarak şöyle bir ifadenin bulunduğu belirtilir: “Ve onun, Astvat-Prata’nın dostları zuhur edecektir; onlar düşmana galiptirler, temiz düşüncelidir, temiz konuşanlardır, hayırlı iş yapanlardır, hak olan şeriatı izlerler ve onların dili asla yalan bir söz söylemez.” (Zamyad Yasht,95) Aynı şekilde “İman etmiş sahabe arasında en güçlüsü ey Zerdüşt! Asli şeriatına bağlı olanlar ya da dünyayı düzeltecek olan Saoşyant’dan olanlardır.”(Farvardin Yasht, 13/17) Yukarıdaki ifadeler Fetih Suresi 29. Ayet ile benzerlik göstermektedir.

Kaynak: A. H. Vidyarthi- U. Ali, Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed, İnsan Yayınları, 1997.

15 Kasım 2018 Perşembe

Kitab-ı Mukaddes’in İlk Türkçe Çevirileri



1- Leâlî’nin Zebur (Mezmurlar) Çevirisi
Zebur, Hz. Davud’a gönderilen, 150 mezmurdan müteşekkil ilahî bir kitaptır. Muhtevasında ahkâma yer verilmeyen bu kutsal kitap Tanrı’ya övgü, hikmetli sözler ve nasihatler içerir. Hem Yahudiler hem Hristiyanlar Zebur’u dua amacıyla okumaktadırlar. Zebur’u ilk defa Türkçeye çeviren Ali Ufki Bey’dir (1666). Bununla birlikte Zebur’dan olduğu iddia edilen bir metin, ondan yaklaşık yüz yıl önce Leâlî olarak bilinen Seyyid Ahmet b. Mustafa es-Saruhani el-Leâlî tarafından nazmen tercüme edilmiştir. Fıkıh, dil ve edebiyat, tefsir, kelam, hadis alanlarında temayüz etmiş olan Leâlî’nin yaptığı tercümeler ile Türk diline ve edebiyatına da hâkim olduğu anlaşılmaktadır. Fetva kâtipliği yapmış olması aynı zamanda hat sanatında da maharetli olduğu anlaşılmaktadır. Leâlî bahsi geçen çeviriyi 16. Yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman döneminde “Kaside-i Fatlubni Tecidni ” adıyla yapmıştır. Leâlî’nin kaynak olarak kullandığı metin İbn Abbas tercümesidir. Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan el yazmasında Leâlî tercümenin kaynağıyla ilgili şunları söyler:
“İbn Abbas rivayet etti ki Hz. Davud’a nazil olan Zebur’da Kur’an’ı Kerim’deki Rahman Suresi’ne benzer içinde tekrarlanan ayetlerin olduğu bir sure buldum. Bu sure Süryani dilinde idi, ben onu Arap diline çevirdim.”
Leâlî her ne kadar eserin aslını İbn Abbas’a dayandırsa da bu konuda farklı rivayetler bulunmaktadır. Ayrıca söz konusu Zebur metni, bugün elimizde mevcut olan Zebur’da yer almamaktadır. Leâlî’nin tercüme ettiği metin ile bugün elimizde bulunan Zebur arasında sadece birkaç cümle benzerliği bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse Leâlî‟nin tercümesinde 25 ve 26. âyetlerinde bulunan;
“Bana ḥasretlü bir kişi nida eyledügi vaḳtin
Ana ben ayduram lebbeyk beni iste ki bulasın
Dise bir çaresiz kişi beni görüp naẓar eyle
Naẓar ḳıluram ana ben beni iste ki bulasın”
 ile Mezmurlar’da geçen aşağıdaki ifadeler benzer manaya sahiptir:
“Sıkıntılı gününde seslen bana, seni kurtarırım, sen de beni yüceltirsin.” (Mezmur 50:15)
“Bana seslenince onu yanıtlayacağım. Sıkıntıda onun yanında olacağım, Kurtarıp yücelteceğim onu. (Mezmur 91:15)
Kırk beyitten oluşan eser müellif eseri şiirsel bir metotla Türkçeye çevirmiştir. Eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi Lala İsmail Koleksiyonu 728 numarada bulunmaktadır. Ayrıca eser birçok kütüphanede “Tercüme-i ba’zı ayat minez’Zebur”  ve “ Tercüme-i dua-ı Zebur” gibi değişik başlıklarda da bulunmaktadır.

11 Kasım 2018 Pazar

Yuhanna ed-Dımeşki ve İslam



Arap Hıristiyanları arasında önemli bir konuma sahip olan ve son kilise babası kabul edilen, 8. Yüzyılın velud ilahiyatçılarından biri olan ve Emevi sarayında da çalışmış olan Yuhanna Dımeşki pek çok eser telif etmiştir. Daha çok Hıristiyan ilahiyatına yönelik eserler kaleme alan Yuhanna’nın İslam dini ile ilgili görüşlerini kaleme aldığı eserleri mevcuttur. Bu bağlamda Bilginin Kaynağı isimli eserinin De Haeresibus ( Sapıklara Dair) isimli bölümünde İslam ile ilgili "İsmaililerinSapıklığı" kısmı önem arzeder. Yuhanna bu bölümde Cahiliye dönemi Arap inançları, İslam’ın ortaya çıkışı ve niteliği, Müslümanların kökeni, Hz. Muhammed, Kur’an’ı Kerim, bazı muamelat, emir ve yasaklarla ilgili bilgiler vermektedir. Bir kısmının İslam ile uyuştuğu bir kısmının ise doğruyu yansıtmadığı bu bölümde temek olarak şunlar söylenmektedir.

Cahiliye dönemi Arapları putlara ve yıldızlara tapmaktadır. Müslüman Arapların kökeni Hz. İsmail’e dayandığı için İsmaililer, ayrıca Haceriler ve Sarasinler olarak da ifade edilmektedir. Böylece Müslüman Arapların Hz. Hacer, Hz. Sare ve Hz. İbrahim ile olan ilişkisi ortaya konulur. Hz. Muhammed’in yalancı, bilgilerini Aryan bir rahipten alan, Eski ve Yeni Ahit’ten kısmen bilgi sahibi olan ve böylece yeni sapık bir din ortaya koyan kişi olarak lanse edilir. Hz. Muhammed’in peygamber olamayacağına yönelik bazı argümanlar öne sürer. Kitab’ı Mukaddes’ten delillendirmeler yapar. Yuhanna ayrıca Kur’an’ı Kerim’den haberdar olduğunu da hissettirir. Bazı surelerden bahseder. Bunlar Maide (Sofra), Nisa, Bakara ve Dişi Deve suresi dediği surelerdir. İlk üç sure Kur’an’da yer alırken diğer sure ise Yuhanna tarafından Hz. Salih’in devesine atfen kullanılmış bir isimdir. Kur’an’da bu isimde bir sure yoktur. Ayrıca içki, sünnet, evharist, vaftiz gibi konulara değinerek Müslümanları eleştirir. İçki İslam dinince haram, sünnet olmak ise sünnettir. Fakat İslam dininde Vaftiz, evharist gibi uygulamalar zaten yoktur. Dolayısıyla Yuhanna’nın bu konularda Müslümanları eleştirmesi çok da mantıklı görünmemektedir.

9 Şubat 2018 Cuma

Hindu Tanrı ve Tanrıçaları



Politeist dinlerden olan Hinduizm’in tanrı ve tanrıçalarının belli bir sayısı yoktur.Tanrısal varlıklar genellikle gerçek tanrının avataraları (enkarnasyon) şeklinde görülür. Ayrıca Hindu kutsal kitaplarından olan Rig Veda’da ki şu ifade Hinduların tanrı ve tanrıçalara bakışını yansıtmaktadır:”Aslında hakikat birdir, ancak azizler ondan değişik isimlerle bahsetmişlerdir.” Hint metinlerinde geçen bütün tanrılara hürmet gösterilir fakat bazı tanrı ve tanrıçalar ön plana çıkmaktadır. Ayrıca mensup olunan mezhebe göre öne çıkarılan tanrılar da farklılık arz etmektedir. Bunlardan en önemli olanlara aşağıda değineceğiz:


1-Brahma

Hinduizm’de Trimurti denilen üç tanrıdan biridir. Tanrı Brahma genellikle yaratıcı tanrı olarak kabul edilir. Tüm evreni onun yarattığına inanılır. Brahma ezeli ve ebedi, zaman ve mekandan münezzeh bir tanrı olarak kabul edilir.


2-Şiva

Brahma ve Vişnu ile birlikte Hindu panteonunun zirvesinde yer alan önemli bir tanrıdır. Şiva gazap yönü ön planda olan tanrıdır. Saivizm mezhebinin baş tanrısıdır.


3-Vişnu

Hinduizmin en önemli üç tanrısından biridir. Alemin koruyucusu olarak kabul edilir. Vişnu merhamet yönü ön planda olan tanrıdır. Alemde sıkıntılı durumlar olduğunda Vişnu’nun avataraları yeryüzüne iner ve sükuneti sağlar. Vaisnava mezhebinde yüce tanrı olarak kabul edilir.Bu mezhebe göre Vişnu tek tanrı olup diğer tanrılar onun avataralarıdır.


4-Krişna

Vişnu'nun avataralarından biri olan Krişna’nın anlamı kara demektir. Sürüleri koruyucu özelliği vardır. Sakti mezhebinde Yüce tanrı olarak kabul edilir.


5-Durga

Sakti mezhebinde baş tanrıça olarak kabul edilir. Hinduizmdeki en yaygın tanrıçadır.Bir aslan üzerinde oturmuş biçimde, bir elinde yılandan bir kırbaç, diğer ellerinde ise farklı silahlar taşıyan bir tanrıça olarak tasvir  edilir.


6-Hanuman

Maymun yüzlü tanrı olarak bilinir. Havada uçabildiğine inanılan Hanuman özellikle Ramayana ve bundan kaynaklanan dinsel inanç ve pratiklerde önemli yer tutar.



7-İndra

Hava ve savaş tanrısıdır. Bu tanrı aynı zamanda Hinduizm’de go-loka denilen bereketli, doğal güzelliği ön plana çıkan semavi alemin de yöneticisidir.


8-Kali

Kara olup kan içmeye düşkün bir Hindu tanrıçasıdır. Aynı zamanda Tanrı Şiva'nın da eşi olduğuna inanılır.


9-Rama

Vişnu'nun yedinci avatarası olduğuna inanılır. Savaş tanrısıdır. Mental ve manevi açıdan İdeal erkek ve insan figürü olarak kabul edilir.


10- Ganeşa

Hinduizm'in fil başlı tanrısıdır. Şiva'nın ilk doğan oğludur. Hinduların en çok saygı duyduğu tanrılardan biridir.

15 Aralık 2017 Cuma

Hristiyanlık'ta Dua


İslam dininde olduğu gibi Hristiyanlık'ta da ibadetin özünü dua oluşturur. Çünkü dua vesilesiyle Hristiyan bir kişi Mesih ile bütünleşir ve tanrıya yaklaşır. Hristiyanlık'ta dua tek başına veya kilisede toplu olarak yapılabilir. Dua ederken dikkat edilmesi gereken iki önemli husus vardır. Bunlardan ilki İsa Mesih'in adıyla başlamaktır. Çünkü asli günahtan dolayı insanoğlu tanrıdan uzaklaşmış Mesih'in kurban edilmesiyle bu uzaklık sona ermiştir. Dolayısıyla dua ederken onun adıyla başlamak kişiyi tanrıya yakınlaştırır. Ayrıca Mesih dua eden kişi ile bütünleşir. Mesih adeta onun gören gözü tutan ayağı olur. Dua ederken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise içtenlikle ve duanın makbul olacağına gerçek anlamda iman ederek yapılmasıdır. Nitekim bu hususta Markos İncili'nde şu ifadeler yer alır: 

"Size doğrusunu söyleyeyim, kim şu dağa, 'Kalk, denize atıl!' der ve yüreğinde kuşku duymadan dediğinin olacağına inanırsa dileği yerine gelecektir. Bunun için size diyorum ki, duayla dilediğiniz her şeyi daha şimdiden almış olduğunuza inanın, dileğiniz yerine gelecektir." (Markos, 11:24-25)

Dua etmek için pek çok sebep vardır. Bu sebeplerden bazıları İncillerde ifade edilmektedir. Buna göre Şeytan'ın saptırmalarına karşı koymak, nimetlere ulaşmak, kurtuluşa ermek gibi sebeplerden dolayı dua edilebilir. Ayrıca dua ederken kişinin alçak sesle ve ağır başlı olarak dua etmesi ve duasında ısrarcı olması diğer önemli hususlardandır.

İncillere baktığımızda İsa mesih'in de çeşitli sebeplerle ve yerlerde dua ettiğini görürüz. İsa Mesih en güç zamanlarında, insanlara davetini yaparken, mucizelerini gerçekleştirirken ve başkalarını kurtarırken dua etmiştir. Ayrıca İsa Mesih öğrencilerine nasıl dua etmeleri hususunda tavsiyelerde de bulunmuştur. Buna göre ikiyüzlüler gibi alenen değil gizli gizli dua edilmeli, gösterişten uzak durulmalı ve ayrıca dua ederken anlamsız sözlerden de uzak durulmalıdır. O; Hristiyanların "Pater Noster" veya "Rabbin Duası" dediği duada öğrencilerine şöyle dua etmelerini salık vermiştir:

"Göklerdeki babamız; adın kutsal kılınsın. Egemenliğin gelsin.
Gökte olduğu gibi yeryzünde de senin istediğin olsun.
Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Ayartılmamıza izin verme. Kötü olanlardan bizi kurtar.
Çünkü egemenlik, güç ve yücelik sonsuzlara dek senindir, Amin." (Matta, 6:9-13)

30 Eylül 2017 Cumartesi

Vaftizci Yahya'nın Takipçileri: Sabiiler

Nehirde Vaftiz Olan Sabiiler
Gnostik dinlerden olan ve halen müntesipleri bulunan Sabiilik Kur'an'ı Kerim'de de üç ayrı  yerde bahsi geçen bir dindir. Bugün Ortadoğu ve Mezopotamya bölgelerinde ve ayrıca Avrupa ve Amerika'da da müntesipleri bulunan Sabiilik'in nasıl bir din olduğu hususunda farklı görüşler mevcuttur. İlk dönem Müslüman tarihçi ve müfessirlerin genel olarak yıldızlara tapmak olarak tanıttıkları Sabiilik aslında Yahudilik'ten neşet etmiş olan bir dindir. Sabiiler Yahudiler arasında önemli bir figür olan Vaftizci Yahya'nın takipçileridirler. Hz. Yahya onlar için "Büyük Bir Lider" ve bir "Işık Peygamberi"dir. Sabiiler kendi dinlerinin ilk insan Adem'den bu yana var olduğunu savunsalar da onların tarih sahnesine çıkışları miladi yüzyılın başlarına tekabül etmektedir. Sabiiler kutsal dilleri olan Mandence'de kendilerini Manden (arif ve bilen) ve Nasura (kutsal inancı koruyanlar) olarak tanımlamaktadırlar. Sabii kavramı ise bu dinin müntesipleri sık sık nehirlere dalıp vaftiz olduklarından "Vaftiz olan, Suyla yıkanan" anlamında kullanılmaktadır. Yahudi din adamlarının kışkırtmalarıyla Romalılarca başı kesilen Vaftizci Yahya'nın takipçileri baskı ve zulüm neticesinde Mezopotamya bölgesine Güney Irak'a kaçmışlardır.

Sabii Kutsal Kitabı Ginza
Pek çok yazılı metne sahip olan Sabiilerin en önemli kitapları "Büyük Hazine" anlamına gelen ve aynı zamanda "Adem'in Kitabı" olarak da bilinen Ginza , "Yahya'nın Öğretileri" anlamına gelen ve Hz. Yahya'nın hayatını konu alan Draşia d Yahya ve gündelik dua ve ibadetlerin yer aldığı Qolasta isimli kitaplardır. Bunların dışında pek çok büyü ve sihirle ilgili sır kitapları mevcuttur.

Gnostik bir gelenek olan Sabiilik'te düalizmi esas alan bir teoloji hakimdir. Buna göre Işıklar Alemi ve Karanlıklar Alemi arasındaki ilişkiler neticesinde bu dünya oluşmuştur. Işıklar aleminden karanlıklar alemine düşen varlıkların tekrar ışıklar alemine ulaşabilmesi bu teolojinin en önemli amaçları arasındadır. Buna göre Işıklar alemine ait olan ruh karanlıklar alemine ait olan beden içerisinde hapistir ve ruhun temel amacı bedenin esaretinden kurtulup ışıklar alemine ulaşmaktır. Işıklar aleminin kralı "Yüce Hayat, Yüceliğin Efendisi" anlamına gelen Malka d Nhura, karanlıklar aleminin kralı ise Malka d Hşuka'dır. Her türlü iyilik ve güzelliğin yaratıcısı Malka d Nhura iken her türlü kötülük ve karanlığın yaratıcısı da Malka d Hşuka'dır.

Sabii Bir Kadın
Sabii Çocuklar
 En temel ibadetleri vaftiz olan Sabiiler bu uygulamalarından dolayı bu isimle anılmışlardır. Göç etmeden önce Ürdün ve göç ettikten sonra da Dicle ve Fırat nehirlerinde vaftiz olan Sabiiler'e göre nehirler insanların ışık alemiyle iletişimini sağlamakta, adeta bir köprü görevi görmektedir. Dolayısıyla bu nehirlerde yıkanmak ruhu esir eden ve kirleten maddeden kurtuluş için çok önemli olarak görülmektedir. Haftada en az bir kez Pazar günleri rahip eşliğinde yapılan Masbuta nehre tamamen dalınarak yapılan bir vaftizdir. Ayrıca Mandi dedikleri, nehrin kenarına inşa ettikleri ve ışık aleminin bir yansıması olarak düşündükleri bir kült kulübeleri de vardır. Küçük bir kulübe şeklinde olan Mandi'de ibadet yapılmamaktadır. Masbuta dışında Rişama ve Tamaşa dedikleri vaftiz şekilleri de vardır. Ayrıca Sabiilik'te kuzeye dönülerek Işık Kralı'na günde beş kez yapılan dua ayini vardır. Güvercin ve koç kurbanı da Sabiilik'teki önemli ibadetlerdendir. Kurban törenini sadece din adamları uygulayabilir. Ölen kişinin ışık alemine rahatlıkla ulaşabilmesi adına kendisine Rasta dedikleri elbise giydirilir ve Masiqta töreni yapılır. Hakeza bu uygulamalar da sadece din adamları tarafından yapılmaktadır. Sabiilik'e giriş söz konusu olmayıp kişi ancak Sabii bir anne ve babadan dünyaya gelmelidir. Sabii geleneğe uygun isimler alan Sabiiler muhakkak elbiselerinin altına Rasta dedikleri kutsal elbiseyi de giymek zorundadırlar. Sabiilik esasları gizli tutulmalı ve kimseye söylenmemelidir.

7 Eylül 2017 Perşembe

Gayr-ı Resmi Yahudiler: Samiriler

Gerizim Dağı'nda Samiriler
Samiriler Filistin'deki Samiriye bölgesinde yaşayan, köken olarak kendilerinin İsrailoğulları'nın soyundan olduklarını ve asırlardır bu topraklarda yaşadıklarını iddia eden kadim bir topluluktur. Ortodokslar tarafından Yahudi olarak kabul edilmeyen Samiriler kendilerini Şamer/Şamerim yani Musa'nın gerçek takipçisi ve onun inancının gerçek koruyucusu olduklarını ifade ederler. Etnik olarak on iki İsrail aşiretinden olan Levi ve Yusuf soylarından geldiklerini iddia eden Samiriler'in kendilerine has bir akideleri vardır. Bunlar Tanrının varlığına, birliğine ve ondan başka bir ilah olmadığına inanmak; Musa'nın Tanrının kulu ve peygamberi olduğuna ve ondan sonra başka bir peygamber gelmeyeceğine inanmak; tek ve yegane kutsal kitabın Tevrat (Tora) olduğuna inanmak ve Tanrının yeryüzünde kutsal kıldığı mekanın Filistin'in Nablus şehri yakınlarındaki Gerizim Dağı olduğuna inanmaktır.

Nablus Şehri- Filistin
Gerizim Dağı
            
Samiriler Ortodoks Yahudilerden farklı olarak Musa'dan sonra gelen peygamberleri gerçek peygamber olarak kabul etmezler tam tersine onları kötü olarak görürler. Yahudi kutsal kitabını oluşturan Tanah'ın Neviim ve Ketuvim kısımlarını kabul etmezler. Samiriler'e göre kendi ellerindeki Tevrat mükemmel ve eksiksiz olup Yahudiler'in ellerindeki Tevrat ise değiştirilmiştir. Ayrıca Tanrının yeryüzünde kutsal kıldığı asıl mekanın Kudüs değil Gerizim Dağı olduğuna inanırlar. Samiriler açısından bir diğer önemli husus ise mesih inancıdır. Fanuta olarak isimlendirdikleri, Tanrının lütfunun İsrailoğulları'ndan kalktığı bu dönemde Samiriler'in beklediği Mesih Taheb bir gün geri gelecek ve Tanrının lütfunu geri getirecektir. Yusuf'un soyundan gelecek olan Taheb hem bir peygamber hem de kral olacaktır. Diğer Yahudiler'in inandığının aksine Davud'un soyundan gelmeyecektir. 

Samiri Tevrat'ı
Samiriler her ne kadar Ortodoks Yahudiler tarafından Yahudi kabul edilmeseler de İsrail Devleti  onları "Samiri Yahudisi" olarak kabul etmiş ve onlara kimlik vermiştir. Kendilerine ait sinagogları ve mezarlıkları da olan Samiriler istisnalar hariç diğer Yahudiler'le evlenmezler. Fakat Samiri bir erkek kendi toplumunda evlenecek birini bulamazsa Samiri olmayan bir kadınla evlenmelerine izin verilmiştir. Evlilik ve boşanma ile ilgili hususlarda Samiri Başkohenliği yetkilidir. Yahudi birinin Samiri biriyle yaptığı evlilik ise İsrail Başhahamlığı tarafından dini anlamda geçerli kabul edilmez zira onlara göre Samiriler Yahudi değildir.

6 Eylül 2017 Çarşamba

Arap Yarımadası'nda Paganizm


Hicaz yarımadasında  Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail ile başlayan tevhid inancı uzun süre bu bölgede varlığını korumuştur. Paganizmin bu bölgeye girişinin ne zaman ve nasıl olduğu hususu ise tartışmalı olmakla beraber genel kabule göre Huzaa Kabilesi'nin lideri Amr b. Luhay ile başlamıştır. Suriye bölgesindeki insanların putlara taptıklarını fark eden Amr b. Luhay bu putların şifa verdiğini, yağmur yağdırdığını, düşmanlardan koruduğunu duyunca oradaki putları getirip Hicaz'ın muhtelif yerlerine dikmiştir. Allah inancının da devam ettiği Hicaz paganizminde insanlar putlara şefaatçi ve koruyucu olmaları, Allah'a daha çok yaklaştırmaları, yeryüzünde tasarruf sahibi olmaları, cinlerden korumaları gibi sebeplerden dolayı tapmışlardır.
Putlara Yiyecek ve İçecek Takdim Edilirdi
Hicaz putperestlerinin putlara ibadet etme şekillerine bakıldığında bunun çok çeşitli olduğu görülmektedir. Putlara, dert ve sıkıntılarını giderdiği ve ayrıca teşekkür etmek için hediye takdim etmek, putları haftalık olarak ve şükür amacıyla tavaf etmek, putlar için kurban törenleri düzenlemek, putlara hac amacıyla ziyarete gitmek, putlar için zekat vermek, adak adamak, onlar için telbiye getirmek, putlar adına yemin etmek, kutsanmak amacıyla dokunmak ve çocuklarına Abdu'l-uzza (Uzza'nın Kulu), Abdu'l-menat (Menat'ın Kulu) gibi putların kulu olduklarını ifade eden isimler koymak yapılan ibadetlerdendir.

Hicaz bölgesindeki putlara bakıldığında bunların pek çok çeşidinin olduğu görülür. Hübel, Uzza ve Vedd gibi insan şeklinde olan putlardan tutun, kaya şeklinde,  Lat gibi yatır şeklinde olan putlara, melek şeklinde tasvir edilen putlardan hayvan şekli verilmiş putlara ve Kabe işlevine sahip pek çok kült merkezi ve pazar bunlara örnektir.

Putperestlere göre putlar hayy yani canlıdır. Putlar yer, içer, evlenir, öfkelenir, nefret eder, merhamet gösterir ve bilgilidirler. Bu özelliklere sahip olduklarına inandıklarından dolayı putperestler onlara yiyecek ve içecek ikramında bulunurlardı. Sadin denilen put bakıcısı ve din adamı bu putların güvenliğinden, bakımından, onarımından ve temizliğinden sorumludur.
Hübel Putu
Hicaz yarımadasında pek çok önemli put vardır fakat bunlar arasında bazıları daha ön plandadır. Bu putlar arasında en önemli olanları Allah'ın kızı olarak görülen, Taif'te yer alan bir yatır olan Lat, Evs ve Hazrec kabileleri tarafından ilah olarak kabul edilen Menat, içinden ses işitildiği ve Allah'ın kışın bu putta hulul ettiği ifade edilen Uzza ve Kureyş kabilesinin tapındığı, kırmızı akikten yapılmış olup insan şeklinde olan Hübel bu putlar arasında en önemlileridir.

3 Eylül 2017 Pazar

Hindistan Yahudileri

   
Hindistan Yahudilerine Ait Bir Düğün Merasimi
 
“Yeryüzünde, içinde ırkımızın olmadığı hiçbir millet yoktur.”
                              
         Flavius Josephus, Yahudilerin Savaşları, II/16

Yahudi tarihçi Flavius Josephus (38-100) bu sözüyle herhalde Yahudilerin dünyanın pek çok yerine göç etmelerini kastetmiş olmalıdır. Nitekim Yahudi diasporalarından biri de Hindistan'dır. Yahudilerin Hindistan'a ne zaman geldikleri hususunda kesin bir tarih olmamakla beraber bunun antik çağlara kadar gittiği söylenmektedir. Her ne kadar Yahudilik Hindistan'da yaygın bir din olmamışsa da kıtadaki en eski dinlerden biri olmuştur. Yahudi sözlü geleneğine göre ise Yahudilerin Hindistan'a gelişleri M.Ö. 10. yüzyılda Kral Süleyman dönemine denk gelmektedir. Buna göre, Kral Süleyman’ın Kudüs’te inşa ettirdiği mabed için gerekli kerestenin temini amacıyla Hindistan’a giden denizcilerden bahsedilmektedir ki kimi araştırmacılara göre bunlar aynı zamanda bu ülkeye yerleşe ilk Yahudilerdir. Yahudi seyyah Tuledalı Benjamin'de(1165-1173) seyahatnamesinde Hindistan'daki Yahudilerden bahsetmektedir:

“Kasabalarıyla beraber adanın tamamında birkaç bin İsraeli (Yahudi) yaşamaktadır. Yahudiler de dahil ada sakinlerinin hepsi siyahidir. Yahudiler çok iyi ve hayırsever insanlardır. Musa’nın kanununu (Tora) ve peygamberleri (Neviim) çok iyi, Talmud ve Halaka hakkında da bazı şeyler bilmektedirler.”

Hindistan'daki Yahudilerin mevcudiyetine dair en çok bilgi islam kaynaklarında yer almaktadır. Daha çok seyahatname türü eserlerde aktarılan bilgiler Hindistan'daki Yahudi varlığıyla ilgili bilgiler vermektedir. Seyyah Süleyman Tacir (ö.851) Ahbâru’s-Sind ve’l-Hind adlı eserinde Seylan'da kalabalık bir Yahudi cemaatinin varlığından ve bölgenin kralının onlara hoşgörülü oluşundan bahseder. Ayrıca Şerif el-İdrîsî (ö. 1154) Kitâbü nüzheti’l-müştâk adlı eserinde, Ebu’l-Fidâ (1273-1331) Coğrafya adlı eserinde ve İbn Battûta (ö. 1355) seyahatnamesinde Hindistan'daki Yahudi varlığından bahsetmektedir. Kendi ifadesiyle:

“Yolculuğumuzun beşinci günü Yahudilerin yaşadığı bir şehre; dağlık bölgenin zirvelerine kurulmuş Kuncikeri’ye ulaştık. Onların kendi aralarında bir önderi vardır. Bu cemaat, cizyeyi Kavlem hükümdarına vermektedir.”

Elinde Kutsal Kitabı Tutan Bir Hindistan Yahudisi
Günümüzde Hindistan'da yaşayan Yahudi cemaatler kendi içinde bazı cemaatlere ayrılmışlardır. Bunlar Bene Yisraeller, Koşinler ve Bağdadiler'dir. 

"İsrailoğulları” anlamına gelen “Bene Yisrael” ismi, özellikle Bombay şehrinde yaşayan Yahudiler için kullanılmıştır. Bene Yisraeller’in diğer ülkelerdeki Yahudilerden asırlarca ayrı yaşamış olmaları, dinlerine ait birtakım ibadet ve merasimlerle birlikte İbranice’yi de unutmalarına sebep olmuştur. Esmer bir tene sahip olan Bene Yisraeller, giyim kuşamlarında da tamamıyla Hindu örf ve adetlerini uygulamaktadırlar. Bene Yisraeller’in, Bombay şehrinin yerel dili olan Marathi’yi kendi ana dilleri olarak kullanmaktadırlar. Bene Yisraeller genelde Hindistan’ın en eski yerli Yahudileri olarak kabul edilmektedir. Bene Yisraeller’in en eski meslekleri yağcılıktır. Şabat emrine uyarak Cumartesi günleri hayvanlarını dinlendiren Bene Yisraeller’e bu nedenle Hindistan’da “Cumartesi Yağcıları” adı verilmiştir. Yağcılık mesleğinin çiftçilik mesleğinden sayılması, Hindu kast teşkilatında aşağı statüde olmalarına neden olmuştur. Bene Yisraeller’in çok sıkı bir endogami uyguladıkları görülmüştür. Kendi aralarında endogamiyi uygulayanlara “Beyaz Yisraeller”, bunu uygulamayıp da Bene Yisrael’e mensup olmayan bir kadınla evlenenlerden doğanlara ise “Siyah Yisraeller” adını verirler.

Yahudi dini bayramlarına tekabül eden kutlamaların büyük bir kısmının hala Bene Yisraeller arasında devam ettiği görülmektedir. Ancak, bunların isimlerinin yerini tamamen yerli isimler almış ve uygulamaları itibariyle de ya Hindu veya İslami kutlamaların şekillerine bürünmüşlerdir. Mesela; Çardak Bayramı (Sukot), pirinç mamulü bir yiyecek olan “Khir Bayramı” olarak kutlanırken, Büyük Keffaret Bayramı (Yom Kippur), “Kapı Kapatma Bayramı” olarak kutlanmakta ve o gün herkes evine çekilerek beyaz elbiselere bürünmekte ve hiç kimse ile irtibat kurmamaktadırlar. Keffaret Günü’nden (Yom Kippur) önce tutulan on günlük oruç, uzunluğu sebebiyle Müslümanların Ramazan orucunu andırdığından, söz konusu günler için “Ramzan” ismini kullanmışlardır. Bene Yisraeller, doğrudan doğruya Hindu ve Müslümanlara ait bazı ritüelleri de benimsemişlerdir. Mesela, Hinduların dini ritüeli olan kirtan ile Hindistan Müslümanları tarafından evliyaların ölüm yıl dönümleri anısına yapılan urs kutlamalarını olduğu gibi benimsemişlerdir. Bene Yisraeller’in ilginç uygulamalarından biri de, ölülerini Müslüman mezarlıklarına gömmeleridir. Bu da Müslümanlar ile Bene Yisraeller arasındaki yüzyıllar içinde oluşmuş, dostluğa dayalı yakın ilişkinin bir göstergesidir. Bene Yisraeller, Eski Ahid’in her türlü kötülüğün baş müsebbibi olarak gösterdiği şirki ve çok tanrılılığı bir dini öğreti olarak kabul eden Hinduizm’e mensup insanlara, inançlarından ötürü hiçbir zaman kötü gözle bakmamışlardır. Bu ise, Hinduizm’deki her canlının kutsal olduğu Hinduist anlayışının Bene Yisraeller tarafından benimsenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, yakın zamana kadar Bene Yisraeller, Hindular’da olduğu gibi ineğin yenmesinin haram olduğuna inanmakta idiler. Önceleri Bene Yisraeller, mensup oldukları köye nispetle Hintçe isimler kullanmakta idiler. Sonraları Eski Ahid’e ait isimler kullanmaya başlarlar. Onları diğer toplumlardan ayıran özelliklerden biri saçlarının bir bölümünü göze batacak şekilde uzatmalarıdır. 
Mumbai'deki En Eski Sinagog Şaar ha-Rahamim Sinagogo
İlk Sinagogları Şaar ha-Rahamim (Rahmet Yolu), 1796’da kendisi de bir Bene Yisrael olan Samuel Ezechiel Divekar tarafından Bombay’da inşa edilir. İlerleyen zamanlarda kendilerine ait okullarda açan Bene Yisraellilerin bugün, kırk bininin İsrail’de yaşadığı, beş bin kişilik bir nüfusun ise halen Hindistan’da olduğu tahmin edilmektedir.


Koşin Yahudileri arasında nesilden nesile aktarılan efsaneye göre; M.Ö. 973 yıllarında Kral Süleyman’ın ticaret gemilerinin Hindistan sahillerine gelmeleriyle Yahudiler Hindistan’daki bu topraklara yerleşmeye başlamışlardır. Koşin Yahudileri, bir ticaret güzergahı olan Hindistan’ın güney-batı sahillerinde ikamet etmekteydiler ve Uzak Doğu ve Çin’e doğru seyahat eden gemilerin hemen hemen tamamı bu limana mutlaka uğramaktaydı. Bu durum, Yahudilerin güçlü bir ticari potansiyel oluşturmalarına ve ayrıca böylesine stratejik bir öneme sahip olmasından ötürü Portekiz istilalarına uğramalarına sebep olmuştur. Yahudilere karşı doğrudan Portekiz saldırıları düzenlenmiş ve ortaya çıkan dehşet verici manzara hafızalarda İkinci Mabed’in yıkılışına denk bir etki bırakmıştır. 1663-1795 yılları arasındaki Hollanda sömürgeciliği döneminde Koşin Yahudi cemaatinin başı olan David Ezechiel Rahabi (1694-1771), Amsterdam’daki Yahudilerden kendileri için İbranice dini kitaplar göndermelerini talep eder. Bu dönemde, İspanya, Portekiz, Kuzey Afrika, Osmanlı, Suriye, Filistin ve Irak’tan birçok Yahudi gelip Hindistan’a yerleşmiştir. Koşin Yahudileri, kendi aralarında Beyazlar, Siyahlar ve Esmerler diye üç farklı gruba ayrılmaktadır. Beyazlar, Avrupa kökenli Yahudilerin soyundan gelenlerden müteşekkildi. Siyahları sonradan Yahudiliği seçen genelde köleler teşkil etmekte idi. Muhtemelen Yemen’li olan Joseph de Rabban’ın soyundan gelenler ise, Esmerler grubunu oluşturuyordu. Siyahlar diğer iki grup tarafından çok kötü muamelelere maruz kalıyorlardı ve hiçbir hakka sahip değillerdi. Bu üç grup arasında evlenmeler olmuyor ve aynı yerde ibadet etmiyorlardı. Siyahlar, sadece Simha Tora dualarına davet edilmekte idi. Sınıf farklılıklarının bu kadar keskin uygulanmasında muhtemelen Hindu kast sisteminin önemli etkisi olmuştur. Avrupalı sömürgeci ülkelerin Beyazlar’a imtiyazlı davranması, Koşin Yahudileri arasında var olan bu ayırımı daha da körüklemiştir. Siyahlar, kendilerinin en eski Yahudiler olduklarını iddia ediyorlardı. Her üç grup da yerli Malayalam dilini kullanıyorlardı. Bununla beraber az da olsa İbranice bilmekteydiler. Giyim kuşamları yerli Hindularla aynı idi. Ancak, zamanla Beyazlar, Avrupa giyim tarzını ve İngilizce’yi dil olarak benimsemişlerdir. Bu üç grubun biraraya gelmesi, ancak 1968’de Pardesi Sinagogu’nda yapılan, sinagogun dört yüzüncü yıl kutlamalarında olmuştur. 1983’te yapılan sayıma göre Hindistan’daki Koşin Yahudileri’nin tamamı 4500 kişidir. Bugün, bu sayı oldukça azalmış vaziyettedir ve hemen hemen yok denecek kadar az bir nüfus kalmıştır. İbadet usulleri ve ayinleri Sefarad Yahudileri ile aynıdır. Yalnız, Beyazlar’ın ibadet usullerinde Aşkenaz geleneğinin etkileri de yer yer görülmektedir. İbranice dini metinleri, 1668’de Amsterdam Yahudileri ile kurdukları irtibat sonucu elde etmişlerdir. Siyahlar arasında, din adamları ailesine mensup kohenler yoktur. Kohenler, sadece Beyazlar arasında mevcuttur. Dini ayinlerinde mesihi beklentiyi dile getiren ve Kutsal Topraklar’la ilgili dualar yoğun olarak geçmektedir.

Hindistan Bağdadi Yahudileri

18. yüzyılda Irak, Suriye ve Yemen’den göç edip Hindistan’a yerleşen Yahudilere “Bağdat Yahudileri” anlamında “Bağdadiler’ denmektedir. Önce Hindistan’ın Surat, Bombay, Poona şehirlerine göç eden Bağdadiler, daha sonraları Kalküta’ya yerleşmişlerdir. Bağdadiler, ticaretle meşgul olmuşlar ve ticari alışverişlerini özellikle İran Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerle geliştirmiştir. Bağdadiler, kendilerini Bene Yisraeller’den ayırmak için onların sinagoglarına gitmeyi reddetmişlerdir. Bu ayrılma o kadar ileri noktalara taşınmıştır ki, Bağdadiler kendi adlarına ayrı mezarlıklar tahsis etmişler ya da var olan mezarlıklarda kendilerine ait mezarlar ile Bene Yisraeller’inkileri arasına duvar örmüşlerdir. Onlara göre Bene Yisraeller evlilik, boşanma gibi birçok konuda Hindulaşmışlardır. Bağdadiler, Neve Şalom adındaki ilk sinagoglarını 1831’de Kalküta’da inşa etmişler. ilk defa 1836’da kendi mezarlıklarını oluşturmuşlardır. Bağdadiler, kendilerini Birinci Mabed’in (M.Ö. 586) yıkılmasıyla Babil’e sürgüne giden Yahudilerin mirasçıları olarak gördükleri için, kendi dini uygulamaları ve ritüellerinin çok eskiye dayandığını iddia etmektedirler. Aralarındaki bu ayrılıklar nedeniyle Bağdatlılar’ın gerçekleştirdiği minyan yani cemaat ibadetlerine ve Tevrat okumalarına Bene Yisraeller’in katılmaları engellenmişti. Arapça dilini kullanan Bağdadiler, yazılarında İbrani harflerini kullanmakta idiler. Genellikle zengin bir nüfusa sahiptirler. Müslümanlarla iyi ilişkiler içinde olmuşlardır. Kendilerini Bene Yisraeller’den ayrı tutarak İngilizlerle işbirliği yapmayı önemseyen Bağdadiler, resmen İngiliz kabul edilmeleri için özel gayret sarfetmişlerdir. Bağdadiler’in kendilerini diğer Yahudi gruplarından ayrı ve üstün görmesinde Hindu kast sisteminin de etkisi olmuştur. Günümüzde Hindistan’daki Bağdadiler, başta Bombay ve Kalküta olmak üzere Delhi ve Thana şehirlerinde yaşamaktadırlar.