İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İslam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2019 Perşembe

Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed: Zerdüştlük


Hz. Muhammed’in Kitabı Mukaddes’te (Tevrat, İncil, Zebur) müjdelendiğine yönelik İslam âlimleri çalışmalar yapmışlardır. Bu hususta pek çok çalışma bulunmaktadır. Peki diğer dinlere ait kutsal kitaplarda da Hz. Muhammed’in müjdelendiğine yönelik çalışmalar bulunmakta mıdır?
Hz. Muhammed’in Hinduizm, Budizm ve Zerdüştlük dinlerinin kutsal kitaplarında müjdelendiğine yönelik çalışmalar da bulunmaktadır. Bu dinlerin kutsal kitaplarında yer alan bazı kavramlar ve ifadeler üzerine odaklanılarak yapılan araştırmalara göre Hz. Muhammed bu kutsal kitaplarda da müjdelenmiştir. Peki, Hz. Muhammed’in müjdelendiğine işaret eden hususlar nelerdir? Hangi kavramlar ve ifadeler ona işaret etmektedir?
Zerdüştlerin kutsal kitaplarından biri olan Zend Avesta’da Zerdüşt’ün nesebinden bir kişinin çıkacağı, bu kadının Kasava Gölünde yıkanacağı ve hamile kalacağı söylenmektedir. Kadın’ın “Saoşyant-âlemlere rahmet olan” ve Astvat-Prata-Övülmüş, Muhammed) anlamına gelen kişiyi doğuracağı, bu kişinin Zerdüşt imanını koruyacağı, kötülüğü ve putlara ibadeti yok edeceği bildirilmektedir. (Vendidad Fargard, 2; 4) Burada zikredilen Kasava Gölü, maddi bir göl olmaktan ziyade manen Kevser havuzu (“biz sana Kevseri verdik” Kevser Suresi, 1.) ile ilişkilendirilmiştir. Kevser ile kastedilenin de Kur’an olduğu ve hakikatin kaynağı olduğu ifade edilir.
Zerdüşt kutsal metinlerinden Zend Avesta
Zerdüşt kutsal metinlerinden bir diğeri olan Desatir’de yer alan bir mektupta (1. Sasan’ın mektubu) ise Zerdüştlerin dinlerinin bozulduğunda Arabitan’dan bir adamın zuhur edeceği, onun takipçilerinin İran’ı fethedeceği ve yoldan çıkmış Perslileri idare altına alacağı belirtilmektedir. Tapınaklarda ateşe tapma yerine, ibadet ederken yüzlerini bütün putlardan arındırılan İbrahim’in Kâbe’sine döndüreceklerdir. Arap peygamberi takip edenler insanlara rahmet olacaklardır.
Başka bir yerde onunla ilgili olarak şu ifadelerin yer aldığı ileri sürülür: “Adı muzaffer, Saoşyant ve Astvat-Prata olacak olan, o Saoşyant(Âlemlere rahmet) olacaktır, çünkü bütün insanlara hayır getirecektir, o Astvat-Prata (Övülmüş) olacaktır. Çünkü o bedenli bir yaratık ve yaşayan bir varlık olarak putperestlerden ve benzerlerinden ve Mazdacıların yoldan çıkmışlarından gelecek bir tahribe karşı duracaktır.” Farvardin Yasht, 28, 129)

Zerdüşt kutsal metinlerinden Desatir
Zerdüşt kutsal metinlerinde Hz. Muhammed’in sahabilerine işaret ettiği söylenen bölümlerin olduğu da söylenir. “Biz, yöneten rabbın sağ elinde dövüşen iyi, güçlü, imanlı, müşfik Fravaşileri ululuyoruz. Sanki güzel kanatlı kuşlar gibi, onların Rabbe geldiği görülüyor, Onlar, görünmeyen düşmandan, dişi Varenya şeytanından, yanlış işlere meylederek kötülük yapanlardan, herşeyi ölüm olan şeytan, Angra Mainyu’nun (Ebu Leheb) şerrinden, Rabbı hem önden ve hem arkadan korumak üzere bir silah ve bir kalkan olarak geldiler, Onlar, o kişiyi kılıçlardan, sopalardan, oklardan, mızraklardan, elle atılan taşlardan koruyacaklardır.” (Fervardin Yasht, 63, 70-72) Bu ifadelerin pek çok savaşta ve durumda Hz. Muhammed için canını ortaya koyan sahabilere işaret ettiği düşünülür.
Yine sahabiler ile ilgili olarak şöyle bir ifadenin bulunduğu belirtilir: “Ve onun, Astvat-Prata’nın dostları zuhur edecektir; onlar düşmana galiptirler, temiz düşüncelidir, temiz konuşanlardır, hayırlı iş yapanlardır, hak olan şeriatı izlerler ve onların dili asla yalan bir söz söylemez.” (Zamyad Yasht,95) Aynı şekilde “İman etmiş sahabe arasında en güçlüsü ey Zerdüşt! Asli şeriatına bağlı olanlar ya da dünyayı düzeltecek olan Saoşyant’dan olanlardır.”(Farvardin Yasht, 13/17) Yukarıdaki ifadeler Fetih Suresi 29. Ayet ile benzerlik göstermektedir.

Kaynak: A. H. Vidyarthi- U. Ali, Doğu Kutsal Metinlerinde Hz. Muhammed, İnsan Yayınları, 1997.

11 Kasım 2018 Pazar

Yuhanna ed-Dımeşki ve İslam



Arap Hıristiyanları arasında önemli bir konuma sahip olan ve son kilise babası kabul edilen, 8. Yüzyılın velud ilahiyatçılarından biri olan ve Emevi sarayında da çalışmış olan Yuhanna Dımeşki pek çok eser telif etmiştir. Daha çok Hıristiyan ilahiyatına yönelik eserler kaleme alan Yuhanna’nın İslam dini ile ilgili görüşlerini kaleme aldığı eserleri mevcuttur. Bu bağlamda Bilginin Kaynağı isimli eserinin De Haeresibus ( Sapıklara Dair) isimli bölümünde İslam ile ilgili "İsmaililerinSapıklığı" kısmı önem arzeder. Yuhanna bu bölümde Cahiliye dönemi Arap inançları, İslam’ın ortaya çıkışı ve niteliği, Müslümanların kökeni, Hz. Muhammed, Kur’an’ı Kerim, bazı muamelat, emir ve yasaklarla ilgili bilgiler vermektedir. Bir kısmının İslam ile uyuştuğu bir kısmının ise doğruyu yansıtmadığı bu bölümde temek olarak şunlar söylenmektedir.

Cahiliye dönemi Arapları putlara ve yıldızlara tapmaktadır. Müslüman Arapların kökeni Hz. İsmail’e dayandığı için İsmaililer, ayrıca Haceriler ve Sarasinler olarak da ifade edilmektedir. Böylece Müslüman Arapların Hz. Hacer, Hz. Sare ve Hz. İbrahim ile olan ilişkisi ortaya konulur. Hz. Muhammed’in yalancı, bilgilerini Aryan bir rahipten alan, Eski ve Yeni Ahit’ten kısmen bilgi sahibi olan ve böylece yeni sapık bir din ortaya koyan kişi olarak lanse edilir. Hz. Muhammed’in peygamber olamayacağına yönelik bazı argümanlar öne sürer. Kitab’ı Mukaddes’ten delillendirmeler yapar. Yuhanna ayrıca Kur’an’ı Kerim’den haberdar olduğunu da hissettirir. Bazı surelerden bahseder. Bunlar Maide (Sofra), Nisa, Bakara ve Dişi Deve suresi dediği surelerdir. İlk üç sure Kur’an’da yer alırken diğer sure ise Yuhanna tarafından Hz. Salih’in devesine atfen kullanılmış bir isimdir. Kur’an’da bu isimde bir sure yoktur. Ayrıca içki, sünnet, evharist, vaftiz gibi konulara değinerek Müslümanları eleştirir. İçki İslam dinince haram, sünnet olmak ise sünnettir. Fakat İslam dininde Vaftiz, evharist gibi uygulamalar zaten yoktur. Dolayısıyla Yuhanna’nın bu konularda Müslümanları eleştirmesi çok da mantıklı görünmemektedir.

6 Eylül 2017 Çarşamba

Arap Yarımadası'nda Paganizm


Hicaz yarımadasında  Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail ile başlayan tevhid inancı uzun süre bu bölgede varlığını korumuştur. Paganizmin bu bölgeye girişinin ne zaman ve nasıl olduğu hususu ise tartışmalı olmakla beraber genel kabule göre Huzaa Kabilesi'nin lideri Amr b. Luhay ile başlamıştır. Suriye bölgesindeki insanların putlara taptıklarını fark eden Amr b. Luhay bu putların şifa verdiğini, yağmur yağdırdığını, düşmanlardan koruduğunu duyunca oradaki putları getirip Hicaz'ın muhtelif yerlerine dikmiştir. Allah inancının da devam ettiği Hicaz paganizminde insanlar putlara şefaatçi ve koruyucu olmaları, Allah'a daha çok yaklaştırmaları, yeryüzünde tasarruf sahibi olmaları, cinlerden korumaları gibi sebeplerden dolayı tapmışlardır.
Putlara Yiyecek ve İçecek Takdim Edilirdi
Hicaz putperestlerinin putlara ibadet etme şekillerine bakıldığında bunun çok çeşitli olduğu görülmektedir. Putlara, dert ve sıkıntılarını giderdiği ve ayrıca teşekkür etmek için hediye takdim etmek, putları haftalık olarak ve şükür amacıyla tavaf etmek, putlar için kurban törenleri düzenlemek, putlara hac amacıyla ziyarete gitmek, putlar için zekat vermek, adak adamak, onlar için telbiye getirmek, putlar adına yemin etmek, kutsanmak amacıyla dokunmak ve çocuklarına Abdu'l-uzza (Uzza'nın Kulu), Abdu'l-menat (Menat'ın Kulu) gibi putların kulu olduklarını ifade eden isimler koymak yapılan ibadetlerdendir.

Hicaz bölgesindeki putlara bakıldığında bunların pek çok çeşidinin olduğu görülür. Hübel, Uzza ve Vedd gibi insan şeklinde olan putlardan tutun, kaya şeklinde,  Lat gibi yatır şeklinde olan putlara, melek şeklinde tasvir edilen putlardan hayvan şekli verilmiş putlara ve Kabe işlevine sahip pek çok kült merkezi ve pazar bunlara örnektir.

Putperestlere göre putlar hayy yani canlıdır. Putlar yer, içer, evlenir, öfkelenir, nefret eder, merhamet gösterir ve bilgilidirler. Bu özelliklere sahip olduklarına inandıklarından dolayı putperestler onlara yiyecek ve içecek ikramında bulunurlardı. Sadin denilen put bakıcısı ve din adamı bu putların güvenliğinden, bakımından, onarımından ve temizliğinden sorumludur.
Hübel Putu
Hicaz yarımadasında pek çok önemli put vardır fakat bunlar arasında bazıları daha ön plandadır. Bu putlar arasında en önemli olanları Allah'ın kızı olarak görülen, Taif'te yer alan bir yatır olan Lat, Evs ve Hazrec kabileleri tarafından ilah olarak kabul edilen Menat, içinden ses işitildiği ve Allah'ın kışın bu putta hulul ettiği ifade edilen Uzza ve Kureyş kabilesinin tapındığı, kırmızı akikten yapılmış olup insan şeklinde olan Hübel bu putlar arasında en önemlileridir.

9 Nisan 2017 Pazar

Urfa Paganizmi ve Balıklı Göl


Urfa'daki "Balıklı Göl" ile ilgili anlatılara bakıldığı zaman gerek Müslümanlarca gerekse Hristiyanlarca bunun Hz. İbrahim ve Nemrut ile ilişkili olduğu düşünülür. Buna göre Hz. İbrahim Nemrut tarafından yakılan ateşe atıldığında Allah'ın izni ile ateş soğuk ve serin bir hal almış Hz. İbrahim yanmadığı gibi odunlar balığa, ateş ise havuzlu bir bahçeye dönüşmüş ve böylece balıklı göl oluşmuştur. Bu balıkların, Hz. İbrahim'in askerleri olduğu yönünde inançlar da bulunmaktadır. Yöre halkı arasında, kutsal balıklara zarar veren kişilerle ilgili birçok mitolojik öykü yaygındır. Bu öykülerde, balıkları yakalayıp yemeye çalışanların nasıl çarpıldıkları, akıllarını kaçırdıkları ya da hastalandıkları anlatılır. Bu inançlardan dolayı buradaki balıklar alabildiğine çoğalmakta ve kendilerini beslemek için yarışan ziyaretçilere oldukça uysal davranmaktadır. Bundan dolayı yöre halkı ve gelen ziyaretçiler burayı kutsal bir yer olarak kabul edip orada yaşayan balıklara da hiç bir şekilde zarar vermemeye dikkat ederler. Böyle bir inanç sadece Müslümanlar arasında değil hatta daha öncesinde Hristiyanlar arasında da vardır. İslam öncesi dönemde, tarihteki ilk Hıristiyan şehir krallığı olan Urfa'yı, Nemrut'un kurduğunu ileri süren Hıristiyanlar, ilerleyen dönemde Yahudi geleneğinde yer alan Nemrut'la Hz. İbrahim'in mücadelesi  kıssası bağlamında da Urfa'ya yer vermişler ve bu nedenle Urfa'nın Hz. İbrahim'in memleketi olan Ur şehriyle özdeş olduğunu düşünmüşlerdir. Hz. Ömer döneminde Urfa'nın fethi sonrası, buraya gelip yerleşen Müslümanlar ve zamanla İslam'ı din olarak seçen Urfalılar, Urfa'nın Hz. İbrahim'in yaşadığı, Nemrut tarafından kurulan şehir olduğu kanaatini sürdürmüşler; erken dönemlerden itibaren Hıristiyanlığın yöredeki kalesi olmuş olan bu şehre Hz. İbrahim'in şahsında kazandırılan kutsiyeti devam ettirmişlerdir. Aslında Kitab-ı Mukaddes'te geçen Ur şehri Güney Irak'ta bulunmakta ve Urfa şehri ise M.Ö 300'lerde Selevkitler döneminde garnizon şehri olarak kurulmuş olup Hz. İbrahim'in ise M.Ö 1800-2000 yıllarında yaşadığı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla ne Urfa'nın ne de Balıklı Göl'ün Hz. İbrahim ile bir ilişkisi yoktur. Urfa'daki Balıklı Göl, Urfa Paganizmi ve Atargatis kültü ile ilişkilidir. Tanrıça Atargatis Paganist Urfalılarca verimlilikle ilgili görülmektedir. Atargatis kültünün en çarpıcı özelliklerinden birisi, bu tanrıçanın su kültüyle yakın ilişkili olarak görülmesi ve tanrıçanın kült merkezinin, içinde kutsal balıkların yaşadığı havuzlara ve su kanallarına sahip olmasıdır. Tanrıça Atargatis ile özellikle Fırat nehri ve bu nehrin kollan arasında yakın bir irtibat kurulurdu. Bu tanrıçanın bu sulardan doğduğuna, aynca onun evlilik töreni sonrası yıkandığı bu sularda kutsal balıkların oluştuğuna inanılırdı. Bir başka inanışa göre ise Atargatis, Fırat nehrinde kutsal balıkların bulduğu bir yumurtadan doğmuştur. Atargatis kültü bağlılarının bir diğer inanışına göre ise, Atargatis mabedi kenarında bulunan suların ve burada yaşayan balıkların ilahi ruhlar taşımakta oldukları düşünülürdü. Yaygın bir mitosa göre ise, Atargatis ve oğlu bu havuzlara dalmış ve sonra orada balıklara dönüşmüşlerdir. Anlaşılacağı gibi, Atargatis kültü çerçevesinde bazı sular ve göletlerin kutsallığı yanı sıra, bu sularda yaşayan balıkların da kutsiyetine inanılır; bu balıklar, ya tanrıçanın şekil değiştirmiş hali ya da tanrıçanın bu sularda yıkanması gibi faaliyetleri sonucunda oluşmuş varlıklar olarak düşünülür. Dolayısıyla bu balıklar tabu olarak görülür ve onlara zarar vermek, yakalamak, öldürmek ve benzeri davranışlar kesinlikle yasaklanır. Ayrıca yöredeki halkın bugün Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı mancınıklar olarak inandığı sütunlar ise üzerindeki Süryanice kitabeden anlaşıldığına göre Kral Abgar ve karısıyla ilgili olup her halükarda, bu sütunların M.S ikinci ya da üçüncü yüzyıllarda yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda bunların, M.Ö 1800-2000 civarında yaşamış olduğu tahmin edilen Hz. İbrahim ile bir ilişkisinin olmadığı kesindir.

4 Mart 2017 Cumartesi

Kur'an-ı Kerim ve İncillerde Hz. İsa'nın Mucizeleri


İslam dinine göre peygamber, Hıristiyanlığa göre ise bir tanrı olan Hz. İsa'nın gerek İslam dininin kutsal kitabı Kur'an-ı Kerim'de gerekse Hıristiyanlığın kutsal metinleri İncillerde pek çok mucizesinden bahsedilir. Biz burada bu mucizeleri üç kategori olarak ele alacağız. İlk olarak hem İnciller hemde Kur'an-ı Kerim'de yer alan ortak veya benzer mucizeleri, daha sonra sadece İncillerde yer alan ve bazıları İslam tarafından kabul edilemeyecek mucizeleri ve son olarak ta sadece Kur'an-ı Kerim'de yer alan mucizeleri ele alacağız.


1-İnciller ve Kur'an-ı Kerim'de Ortak/Benzer Olan Mucizeler


Her iki kutsal kitapta da ortak bir şekilde İsa'nın sağlık problemleri olan bazı insanları iyileştirdiğini ve ölüleri dirilttiğini ifade eder. Kur'an'da iki sağlık probleminden bahsedilirken İncillerde pek çok sağlık sorunu olan kişinin iyileştirildiği anlatılır.

Kuran'a göre İsa;

Allah'ın izniyle,

Anadan doğma körleri ve

Baras hastalarını iyileştirmiştir.


İncillere göre ise İsa;


Cüzzam hastalarını, felçlileri, sara hastalarını,

Acı çeken hastaları, ateşi olanları, kanaması olanları, vücudu su toplamış olanları

Körleri, dilsizleri, sağırları, cinlileri,

Kötürümleri, çolakları ve beli bükük olanları iyileştirmiştir.

Kurana göre İsa; 

Allah'ın izniyle

ölüleri diriltmiştir.

İncillere göre ise İsa;

Bir kız çocuğunu diriltmiştir.

Dul bir kadının tek oğlunu diriltmiştir.

Lazar isminde birini diriltmiştir.

2-Sadece İncillerde geçen Mucizeler


İslam'a Göre Kabul Edilebilir Mucizeler


İsa gölde bir fırtınayı dindirir.

İsa su üstünde yürür.

İsa beş ekmek ve iki balıkla beş bin kişiyi doyurur.

İsa yedi ekmek ve bir kaç küçük balıkla dört bin kişiyi doyurur.

Katıldığı bir düğünde su dolu küpleri şaraba çevirir.

İsa Kudüs'teki tapınağın yıkılacağını önceden haber verir.

İsa bir yolculuğu sırasında bir incir ağacı görür. İncirde yapraktan başka bir şey bulamayınca ağaçta bir daha meyve yetişmemesi için beddua eder ve ağaç oracıkta kuruyuverir.

İsa, Petrus'a göle gidip oltasını atmasını ve yakalayacağı balığın ağzında dört dirhemlik bir akçe bulacağını söyler. Bu parayla kendisinin ve Petrus'un vergisini ödemesini söyler.

Yüksek bir dağa çıkan İsa'nın görünümü değişir,yüzü güneş gibi parlar, giysileri ışık gibi bembeyaz olur.

İslam'a Göre Kabul Edilemez Mucizeler

İsa Çarmıha gerilmeden önce Petrus'un kendisini üç kez inkar edeceğini bildiriyor. İslam'a göre İsa çarmıha gerilmediği için bunu kabul etmek mümkün değildir.

İsa ölüp diriliceğini önceden üç kez haber veriyor. İslam'a göre İsa Allah katına alındığı ve yeniden dirilmediği için bu kabul edilemez.

İsa öldükten üç gün sonra dirilir. İslam'a göre İsa Allah katına alınmıştır.Yeniden dirilme söz konusu değildir.


3-Sadece Kuran-ı Kerim'de Geçen Mucizeler

İsa topraktan kuş yapar ve üfürür ve Allah'ın izniyle kuş dirilir

Yine İsa bebekken beşikte konuşmuştur.

İsa'nın insanların evlerinde neler yediğini ve neler biriktirdiklerini bildiği ifade edilir.

Gökten bir sofra indirmesi istenince dua eder ve Allah gökten sofra indirir.