Antik İnançlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Antik İnançlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2017 Çarşamba

Arap Yarımadası'nda Paganizm


Hicaz yarımadasında  Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail ile başlayan tevhid inancı uzun süre bu bölgede varlığını korumuştur. Paganizmin bu bölgeye girişinin ne zaman ve nasıl olduğu hususu ise tartışmalı olmakla beraber genel kabule göre Huzaa Kabilesi'nin lideri Amr b. Luhay ile başlamıştır. Suriye bölgesindeki insanların putlara taptıklarını fark eden Amr b. Luhay bu putların şifa verdiğini, yağmur yağdırdığını, düşmanlardan koruduğunu duyunca oradaki putları getirip Hicaz'ın muhtelif yerlerine dikmiştir. Allah inancının da devam ettiği Hicaz paganizminde insanlar putlara şefaatçi ve koruyucu olmaları, Allah'a daha çok yaklaştırmaları, yeryüzünde tasarruf sahibi olmaları, cinlerden korumaları gibi sebeplerden dolayı tapmışlardır.
Putlara Yiyecek ve İçecek Takdim Edilirdi
Hicaz putperestlerinin putlara ibadet etme şekillerine bakıldığında bunun çok çeşitli olduğu görülmektedir. Putlara, dert ve sıkıntılarını giderdiği ve ayrıca teşekkür etmek için hediye takdim etmek, putları haftalık olarak ve şükür amacıyla tavaf etmek, putlar için kurban törenleri düzenlemek, putlara hac amacıyla ziyarete gitmek, putlar için zekat vermek, adak adamak, onlar için telbiye getirmek, putlar adına yemin etmek, kutsanmak amacıyla dokunmak ve çocuklarına Abdu'l-uzza (Uzza'nın Kulu), Abdu'l-menat (Menat'ın Kulu) gibi putların kulu olduklarını ifade eden isimler koymak yapılan ibadetlerdendir.

Hicaz bölgesindeki putlara bakıldığında bunların pek çok çeşidinin olduğu görülür. Hübel, Uzza ve Vedd gibi insan şeklinde olan putlardan tutun, kaya şeklinde,  Lat gibi yatır şeklinde olan putlara, melek şeklinde tasvir edilen putlardan hayvan şekli verilmiş putlara ve Kabe işlevine sahip pek çok kült merkezi ve pazar bunlara örnektir.

Putperestlere göre putlar hayy yani canlıdır. Putlar yer, içer, evlenir, öfkelenir, nefret eder, merhamet gösterir ve bilgilidirler. Bu özelliklere sahip olduklarına inandıklarından dolayı putperestler onlara yiyecek ve içecek ikramında bulunurlardı. Sadin denilen put bakıcısı ve din adamı bu putların güvenliğinden, bakımından, onarımından ve temizliğinden sorumludur.
Hübel Putu
Hicaz yarımadasında pek çok önemli put vardır fakat bunlar arasında bazıları daha ön plandadır. Bu putlar arasında en önemli olanları Allah'ın kızı olarak görülen, Taif'te yer alan bir yatır olan Lat, Evs ve Hazrec kabileleri tarafından ilah olarak kabul edilen Menat, içinden ses işitildiği ve Allah'ın kışın bu putta hulul ettiği ifade edilen Uzza ve Kureyş kabilesinin tapındığı, kırmızı akikten yapılmış olup insan şeklinde olan Hübel bu putlar arasında en önemlileridir.

9 Nisan 2017 Pazar

Urfa Paganizmi ve Balıklı Göl


Urfa'daki "Balıklı Göl" ile ilgili anlatılara bakıldığı zaman gerek Müslümanlarca gerekse Hristiyanlarca bunun Hz. İbrahim ve Nemrut ile ilişkili olduğu düşünülür. Buna göre Hz. İbrahim Nemrut tarafından yakılan ateşe atıldığında Allah'ın izni ile ateş soğuk ve serin bir hal almış Hz. İbrahim yanmadığı gibi odunlar balığa, ateş ise havuzlu bir bahçeye dönüşmüş ve böylece balıklı göl oluşmuştur. Bu balıkların, Hz. İbrahim'in askerleri olduğu yönünde inançlar da bulunmaktadır. Yöre halkı arasında, kutsal balıklara zarar veren kişilerle ilgili birçok mitolojik öykü yaygındır. Bu öykülerde, balıkları yakalayıp yemeye çalışanların nasıl çarpıldıkları, akıllarını kaçırdıkları ya da hastalandıkları anlatılır. Bu inançlardan dolayı buradaki balıklar alabildiğine çoğalmakta ve kendilerini beslemek için yarışan ziyaretçilere oldukça uysal davranmaktadır. Bundan dolayı yöre halkı ve gelen ziyaretçiler burayı kutsal bir yer olarak kabul edip orada yaşayan balıklara da hiç bir şekilde zarar vermemeye dikkat ederler. Böyle bir inanç sadece Müslümanlar arasında değil hatta daha öncesinde Hristiyanlar arasında da vardır. İslam öncesi dönemde, tarihteki ilk Hıristiyan şehir krallığı olan Urfa'yı, Nemrut'un kurduğunu ileri süren Hıristiyanlar, ilerleyen dönemde Yahudi geleneğinde yer alan Nemrut'la Hz. İbrahim'in mücadelesi  kıssası bağlamında da Urfa'ya yer vermişler ve bu nedenle Urfa'nın Hz. İbrahim'in memleketi olan Ur şehriyle özdeş olduğunu düşünmüşlerdir. Hz. Ömer döneminde Urfa'nın fethi sonrası, buraya gelip yerleşen Müslümanlar ve zamanla İslam'ı din olarak seçen Urfalılar, Urfa'nın Hz. İbrahim'in yaşadığı, Nemrut tarafından kurulan şehir olduğu kanaatini sürdürmüşler; erken dönemlerden itibaren Hıristiyanlığın yöredeki kalesi olmuş olan bu şehre Hz. İbrahim'in şahsında kazandırılan kutsiyeti devam ettirmişlerdir. Aslında Kitab-ı Mukaddes'te geçen Ur şehri Güney Irak'ta bulunmakta ve Urfa şehri ise M.Ö 300'lerde Selevkitler döneminde garnizon şehri olarak kurulmuş olup Hz. İbrahim'in ise M.Ö 1800-2000 yıllarında yaşadığı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla ne Urfa'nın ne de Balıklı Göl'ün Hz. İbrahim ile bir ilişkisi yoktur. Urfa'daki Balıklı Göl, Urfa Paganizmi ve Atargatis kültü ile ilişkilidir. Tanrıça Atargatis Paganist Urfalılarca verimlilikle ilgili görülmektedir. Atargatis kültünün en çarpıcı özelliklerinden birisi, bu tanrıçanın su kültüyle yakın ilişkili olarak görülmesi ve tanrıçanın kült merkezinin, içinde kutsal balıkların yaşadığı havuzlara ve su kanallarına sahip olmasıdır. Tanrıça Atargatis ile özellikle Fırat nehri ve bu nehrin kollan arasında yakın bir irtibat kurulurdu. Bu tanrıçanın bu sulardan doğduğuna, aynca onun evlilik töreni sonrası yıkandığı bu sularda kutsal balıkların oluştuğuna inanılırdı. Bir başka inanışa göre ise Atargatis, Fırat nehrinde kutsal balıkların bulduğu bir yumurtadan doğmuştur. Atargatis kültü bağlılarının bir diğer inanışına göre ise, Atargatis mabedi kenarında bulunan suların ve burada yaşayan balıkların ilahi ruhlar taşımakta oldukları düşünülürdü. Yaygın bir mitosa göre ise, Atargatis ve oğlu bu havuzlara dalmış ve sonra orada balıklara dönüşmüşlerdir. Anlaşılacağı gibi, Atargatis kültü çerçevesinde bazı sular ve göletlerin kutsallığı yanı sıra, bu sularda yaşayan balıkların da kutsiyetine inanılır; bu balıklar, ya tanrıçanın şekil değiştirmiş hali ya da tanrıçanın bu sularda yıkanması gibi faaliyetleri sonucunda oluşmuş varlıklar olarak düşünülür. Dolayısıyla bu balıklar tabu olarak görülür ve onlara zarar vermek, yakalamak, öldürmek ve benzeri davranışlar kesinlikle yasaklanır. Ayrıca yöredeki halkın bugün Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı mancınıklar olarak inandığı sütunlar ise üzerindeki Süryanice kitabeden anlaşıldığına göre Kral Abgar ve karısıyla ilgili olup her halükarda, bu sütunların M.S ikinci ya da üçüncü yüzyıllarda yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda bunların, M.Ö 1800-2000 civarında yaşamış olduğu tahmin edilen Hz. İbrahim ile bir ilişkisinin olmadığı kesindir.

1 Mart 2017 Çarşamba

Neo-Pagan Bir Hareket: Wicca



1954'te İngiliz memur Gerald Gardner tarafından Witcraft Today isimli eserinde ortaya konan Wicca hareketi yada diğer bir adla modern cadıcılık kökenleri Hıristiyanlık öncesi İrlanda, İskoçya ve Galler gibi dinsel geleneklere  dayanan neo pagan bir harekettir. Wicca öğretisi kökleri panteist pagan inanışlarına dayanan, doğa merkezli bir inanç sistemidir. Hem eski pagan gelenekleri yeniden diriltmek hemde Hıristiyanlığın tek kurtuluş yolunu kendilerinde görüp orta çağ boyunca cadıları yok etmelerine bir tepki olak ortaya çıkmıştır. Wicca Tanrı ve Tanrıçaların merkezde olduğu sevgi, hayat, doğa ve maneviyatın ön plana çıkarıldığı bir harekettir. Wiccalıkta herhangi bir lider yoktur. Wicca'da hem erkekler hemde kadınlar cadı olabilir. Ritüeller toplu (Coven) veya tekil (Solitary) olarak yapılabilir.Toplu halde yapılabilmesi için 13 kişi gereklidir. Buna Cadı halkası da denir. Ayini saygı duydukları rahip veya rahibeler yönetir fakat onlara itaat zorunluluğu yoktur. 




Bu neopagan hareketin bir takım esasları vardır. Bunlar;




Tanrı ve Tanrıçalara İnanç 




Bu tüm pagan geleneklerin olmazsa olmazı ve doğayla uyum içinde yaşamanın da bir gereğidir. Ayrıca doğada mevcut olan herşey kutsal kabul edilir. Zira Tanrılar her yerdedir.




Wiccan Rede'i Kabul Etmek




Kendin dahil kimseye zarar vermemek şartıyla her istediğini yapabilme ve düşünebilme serbestisi. Bu Wicca'lığın altın kuralı sayılır.




Three Fold Law/Üçler Kuralını Kabul Etmek




Bu esasa göre ise yapılan herşey yapana yaptığı şeyin üç katı kuvvetle geri dönecektir.Yaptığın herşey,senin ve diğerlerinin de geleceğini belirleyecektir. O halde herkez kendi kaderinin güvencesidir.




Amerika Cadılar Komitesi'nin 13 Kararını Kabul Etmek




1973'te Amerika Cadılar Komitesi tarafından belirlenen 13 prensip daha vardır ki bu kurallarda temel olarak;


  • Doğa ile uyum içinde yaşama ve doğaya saygı duyma, hayattan zevk alma,

  • Hiç bir otoriter hiyerarşi tanımama, bununla beraber insanlara bir şeyler öğretenlere saygı gösterme, 

  • Büyü ve sihiri kabul etme, bunların din, hikmet ve bilgi olduğunu kabul etme

  • Tek kurtuluş yolunu kendilerinde görüp bu gibi geleneklere karşı olan dinlere özellikle Hıristiyanlığa karşıt olma, 

  • Satanistlerle herhangi bir ilgilerinin olmaması 

şeklinde özetlenebilir.