Hristiyanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hristiyanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2017 Cuma

Hristiyanlık'ta Dua


İslam dininde olduğu gibi Hristiyanlık'ta da ibadetin özünü dua oluşturur. Çünkü dua vesilesiyle Hristiyan bir kişi Mesih ile bütünleşir ve tanrıya yaklaşır. Hristiyanlık'ta dua tek başına veya kilisede toplu olarak yapılabilir. Dua ederken dikkat edilmesi gereken iki önemli husus vardır. Bunlardan ilki İsa Mesih'in adıyla başlamaktır. Çünkü asli günahtan dolayı insanoğlu tanrıdan uzaklaşmış Mesih'in kurban edilmesiyle bu uzaklık sona ermiştir. Dolayısıyla dua ederken onun adıyla başlamak kişiyi tanrıya yakınlaştırır. Ayrıca Mesih dua eden kişi ile bütünleşir. Mesih adeta onun gören gözü tutan ayağı olur. Dua ederken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise içtenlikle ve duanın makbul olacağına gerçek anlamda iman ederek yapılmasıdır. Nitekim bu hususta Markos İncili'nde şu ifadeler yer alır: 

"Size doğrusunu söyleyeyim, kim şu dağa, 'Kalk, denize atıl!' der ve yüreğinde kuşku duymadan dediğinin olacağına inanırsa dileği yerine gelecektir. Bunun için size diyorum ki, duayla dilediğiniz her şeyi daha şimdiden almış olduğunuza inanın, dileğiniz yerine gelecektir." (Markos, 11:24-25)

Dua etmek için pek çok sebep vardır. Bu sebeplerden bazıları İncillerde ifade edilmektedir. Buna göre Şeytan'ın saptırmalarına karşı koymak, nimetlere ulaşmak, kurtuluşa ermek gibi sebeplerden dolayı dua edilebilir. Ayrıca dua ederken kişinin alçak sesle ve ağır başlı olarak dua etmesi ve duasında ısrarcı olması diğer önemli hususlardandır.

İncillere baktığımızda İsa mesih'in de çeşitli sebeplerle ve yerlerde dua ettiğini görürüz. İsa Mesih en güç zamanlarında, insanlara davetini yaparken, mucizelerini gerçekleştirirken ve başkalarını kurtarırken dua etmiştir. Ayrıca İsa Mesih öğrencilerine nasıl dua etmeleri hususunda tavsiyelerde de bulunmuştur. Buna göre ikiyüzlüler gibi alenen değil gizli gizli dua edilmeli, gösterişten uzak durulmalı ve ayrıca dua ederken anlamsız sözlerden de uzak durulmalıdır. O; Hristiyanların "Pater Noster" veya "Rabbin Duası" dediği duada öğrencilerine şöyle dua etmelerini salık vermiştir:

"Göklerdeki babamız; adın kutsal kılınsın. Egemenliğin gelsin.
Gökte olduğu gibi yeryzünde de senin istediğin olsun.
Bugün bize gündelik ekmeğimizi ver.
Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi sen de bizim suçlarımızı bağışla.
Ayartılmamıza izin verme. Kötü olanlardan bizi kurtar.
Çünkü egemenlik, güç ve yücelik sonsuzlara dek senindir, Amin." (Matta, 6:9-13)

9 Nisan 2017 Pazar

Urfa Paganizmi ve Balıklı Göl


Urfa'daki "Balıklı Göl" ile ilgili anlatılara bakıldığı zaman gerek Müslümanlarca gerekse Hristiyanlarca bunun Hz. İbrahim ve Nemrut ile ilişkili olduğu düşünülür. Buna göre Hz. İbrahim Nemrut tarafından yakılan ateşe atıldığında Allah'ın izni ile ateş soğuk ve serin bir hal almış Hz. İbrahim yanmadığı gibi odunlar balığa, ateş ise havuzlu bir bahçeye dönüşmüş ve böylece balıklı göl oluşmuştur. Bu balıkların, Hz. İbrahim'in askerleri olduğu yönünde inançlar da bulunmaktadır. Yöre halkı arasında, kutsal balıklara zarar veren kişilerle ilgili birçok mitolojik öykü yaygındır. Bu öykülerde, balıkları yakalayıp yemeye çalışanların nasıl çarpıldıkları, akıllarını kaçırdıkları ya da hastalandıkları anlatılır. Bu inançlardan dolayı buradaki balıklar alabildiğine çoğalmakta ve kendilerini beslemek için yarışan ziyaretçilere oldukça uysal davranmaktadır. Bundan dolayı yöre halkı ve gelen ziyaretçiler burayı kutsal bir yer olarak kabul edip orada yaşayan balıklara da hiç bir şekilde zarar vermemeye dikkat ederler. Böyle bir inanç sadece Müslümanlar arasında değil hatta daha öncesinde Hristiyanlar arasında da vardır. İslam öncesi dönemde, tarihteki ilk Hıristiyan şehir krallığı olan Urfa'yı, Nemrut'un kurduğunu ileri süren Hıristiyanlar, ilerleyen dönemde Yahudi geleneğinde yer alan Nemrut'la Hz. İbrahim'in mücadelesi  kıssası bağlamında da Urfa'ya yer vermişler ve bu nedenle Urfa'nın Hz. İbrahim'in memleketi olan Ur şehriyle özdeş olduğunu düşünmüşlerdir. Hz. Ömer döneminde Urfa'nın fethi sonrası, buraya gelip yerleşen Müslümanlar ve zamanla İslam'ı din olarak seçen Urfalılar, Urfa'nın Hz. İbrahim'in yaşadığı, Nemrut tarafından kurulan şehir olduğu kanaatini sürdürmüşler; erken dönemlerden itibaren Hıristiyanlığın yöredeki kalesi olmuş olan bu şehre Hz. İbrahim'in şahsında kazandırılan kutsiyeti devam ettirmişlerdir. Aslında Kitab-ı Mukaddes'te geçen Ur şehri Güney Irak'ta bulunmakta ve Urfa şehri ise M.Ö 300'lerde Selevkitler döneminde garnizon şehri olarak kurulmuş olup Hz. İbrahim'in ise M.Ö 1800-2000 yıllarında yaşadığı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla ne Urfa'nın ne de Balıklı Göl'ün Hz. İbrahim ile bir ilişkisi yoktur. Urfa'daki Balıklı Göl, Urfa Paganizmi ve Atargatis kültü ile ilişkilidir. Tanrıça Atargatis Paganist Urfalılarca verimlilikle ilgili görülmektedir. Atargatis kültünün en çarpıcı özelliklerinden birisi, bu tanrıçanın su kültüyle yakın ilişkili olarak görülmesi ve tanrıçanın kült merkezinin, içinde kutsal balıkların yaşadığı havuzlara ve su kanallarına sahip olmasıdır. Tanrıça Atargatis ile özellikle Fırat nehri ve bu nehrin kollan arasında yakın bir irtibat kurulurdu. Bu tanrıçanın bu sulardan doğduğuna, aynca onun evlilik töreni sonrası yıkandığı bu sularda kutsal balıkların oluştuğuna inanılırdı. Bir başka inanışa göre ise Atargatis, Fırat nehrinde kutsal balıkların bulduğu bir yumurtadan doğmuştur. Atargatis kültü bağlılarının bir diğer inanışına göre ise, Atargatis mabedi kenarında bulunan suların ve burada yaşayan balıkların ilahi ruhlar taşımakta oldukları düşünülürdü. Yaygın bir mitosa göre ise, Atargatis ve oğlu bu havuzlara dalmış ve sonra orada balıklara dönüşmüşlerdir. Anlaşılacağı gibi, Atargatis kültü çerçevesinde bazı sular ve göletlerin kutsallığı yanı sıra, bu sularda yaşayan balıkların da kutsiyetine inanılır; bu balıklar, ya tanrıçanın şekil değiştirmiş hali ya da tanrıçanın bu sularda yıkanması gibi faaliyetleri sonucunda oluşmuş varlıklar olarak düşünülür. Dolayısıyla bu balıklar tabu olarak görülür ve onlara zarar vermek, yakalamak, öldürmek ve benzeri davranışlar kesinlikle yasaklanır. Ayrıca yöredeki halkın bugün Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı mancınıklar olarak inandığı sütunlar ise üzerindeki Süryanice kitabeden anlaşıldığına göre Kral Abgar ve karısıyla ilgili olup her halükarda, bu sütunların M.S ikinci ya da üçüncü yüzyıllarda yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda bunların, M.Ö 1800-2000 civarında yaşamış olduğu tahmin edilen Hz. İbrahim ile bir ilişkisinin olmadığı kesindir.