Hint Dinleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hint Dinleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2018 Cuma

Hindu Tanrı ve Tanrıçaları



Politeist dinlerden olan Hinduizm’in tanrı ve tanrıçalarının belli bir sayısı yoktur.Tanrısal varlıklar genellikle gerçek tanrının avataraları (enkarnasyon) şeklinde görülür. Ayrıca Hindu kutsal kitaplarından olan Rig Veda’da ki şu ifade Hinduların tanrı ve tanrıçalara bakışını yansıtmaktadır:”Aslında hakikat birdir, ancak azizler ondan değişik isimlerle bahsetmişlerdir.” Hint metinlerinde geçen bütün tanrılara hürmet gösterilir fakat bazı tanrı ve tanrıçalar ön plana çıkmaktadır. Ayrıca mensup olunan mezhebe göre öne çıkarılan tanrılar da farklılık arz etmektedir. Bunlardan en önemli olanlara aşağıda değineceğiz:


1-Brahma

Hinduizm’de Trimurti denilen üç tanrıdan biridir. Tanrı Brahma genellikle yaratıcı tanrı olarak kabul edilir. Tüm evreni onun yarattığına inanılır. Brahma ezeli ve ebedi, zaman ve mekandan münezzeh bir tanrı olarak kabul edilir.


2-Şiva

Brahma ve Vişnu ile birlikte Hindu panteonunun zirvesinde yer alan önemli bir tanrıdır. Şiva gazap yönü ön planda olan tanrıdır. Saivizm mezhebinin baş tanrısıdır.


3-Vişnu

Hinduizmin en önemli üç tanrısından biridir. Alemin koruyucusu olarak kabul edilir. Vişnu merhamet yönü ön planda olan tanrıdır. Alemde sıkıntılı durumlar olduğunda Vişnu’nun avataraları yeryüzüne iner ve sükuneti sağlar. Vaisnava mezhebinde yüce tanrı olarak kabul edilir.Bu mezhebe göre Vişnu tek tanrı olup diğer tanrılar onun avataralarıdır.


4-Krişna

Vişnu'nun avataralarından biri olan Krişna’nın anlamı kara demektir. Sürüleri koruyucu özelliği vardır. Sakti mezhebinde Yüce tanrı olarak kabul edilir.


5-Durga

Sakti mezhebinde baş tanrıça olarak kabul edilir. Hinduizmdeki en yaygın tanrıçadır.Bir aslan üzerinde oturmuş biçimde, bir elinde yılandan bir kırbaç, diğer ellerinde ise farklı silahlar taşıyan bir tanrıça olarak tasvir  edilir.


6-Hanuman

Maymun yüzlü tanrı olarak bilinir. Havada uçabildiğine inanılan Hanuman özellikle Ramayana ve bundan kaynaklanan dinsel inanç ve pratiklerde önemli yer tutar.



7-İndra

Hava ve savaş tanrısıdır. Bu tanrı aynı zamanda Hinduizm’de go-loka denilen bereketli, doğal güzelliği ön plana çıkan semavi alemin de yöneticisidir.


8-Kali

Kara olup kan içmeye düşkün bir Hindu tanrıçasıdır. Aynı zamanda Tanrı Şiva'nın da eşi olduğuna inanılır.


9-Rama

Vişnu'nun yedinci avatarası olduğuna inanılır. Savaş tanrısıdır. Mental ve manevi açıdan İdeal erkek ve insan figürü olarak kabul edilir.


10- Ganeşa

Hinduizm'in fil başlı tanrısıdır. Şiva'nın ilk doğan oğludur. Hinduların en çok saygı duyduğu tanrılardan biridir.

3 Eylül 2017 Pazar

Hindistan Yahudileri

   
Hindistan Yahudilerine Ait Bir Düğün Merasimi
 
“Yeryüzünde, içinde ırkımızın olmadığı hiçbir millet yoktur.”
                              
         Flavius Josephus, Yahudilerin Savaşları, II/16

Yahudi tarihçi Flavius Josephus (38-100) bu sözüyle herhalde Yahudilerin dünyanın pek çok yerine göç etmelerini kastetmiş olmalıdır. Nitekim Yahudi diasporalarından biri de Hindistan'dır. Yahudilerin Hindistan'a ne zaman geldikleri hususunda kesin bir tarih olmamakla beraber bunun antik çağlara kadar gittiği söylenmektedir. Her ne kadar Yahudilik Hindistan'da yaygın bir din olmamışsa da kıtadaki en eski dinlerden biri olmuştur. Yahudi sözlü geleneğine göre ise Yahudilerin Hindistan'a gelişleri M.Ö. 10. yüzyılda Kral Süleyman dönemine denk gelmektedir. Buna göre, Kral Süleyman’ın Kudüs’te inşa ettirdiği mabed için gerekli kerestenin temini amacıyla Hindistan’a giden denizcilerden bahsedilmektedir ki kimi araştırmacılara göre bunlar aynı zamanda bu ülkeye yerleşe ilk Yahudilerdir. Yahudi seyyah Tuledalı Benjamin'de(1165-1173) seyahatnamesinde Hindistan'daki Yahudilerden bahsetmektedir:

“Kasabalarıyla beraber adanın tamamında birkaç bin İsraeli (Yahudi) yaşamaktadır. Yahudiler de dahil ada sakinlerinin hepsi siyahidir. Yahudiler çok iyi ve hayırsever insanlardır. Musa’nın kanununu (Tora) ve peygamberleri (Neviim) çok iyi, Talmud ve Halaka hakkında da bazı şeyler bilmektedirler.”

Hindistan'daki Yahudilerin mevcudiyetine dair en çok bilgi islam kaynaklarında yer almaktadır. Daha çok seyahatname türü eserlerde aktarılan bilgiler Hindistan'daki Yahudi varlığıyla ilgili bilgiler vermektedir. Seyyah Süleyman Tacir (ö.851) Ahbâru’s-Sind ve’l-Hind adlı eserinde Seylan'da kalabalık bir Yahudi cemaatinin varlığından ve bölgenin kralının onlara hoşgörülü oluşundan bahseder. Ayrıca Şerif el-İdrîsî (ö. 1154) Kitâbü nüzheti’l-müştâk adlı eserinde, Ebu’l-Fidâ (1273-1331) Coğrafya adlı eserinde ve İbn Battûta (ö. 1355) seyahatnamesinde Hindistan'daki Yahudi varlığından bahsetmektedir. Kendi ifadesiyle:

“Yolculuğumuzun beşinci günü Yahudilerin yaşadığı bir şehre; dağlık bölgenin zirvelerine kurulmuş Kuncikeri’ye ulaştık. Onların kendi aralarında bir önderi vardır. Bu cemaat, cizyeyi Kavlem hükümdarına vermektedir.”

Elinde Kutsal Kitabı Tutan Bir Hindistan Yahudisi
Günümüzde Hindistan'da yaşayan Yahudi cemaatler kendi içinde bazı cemaatlere ayrılmışlardır. Bunlar Bene Yisraeller, Koşinler ve Bağdadiler'dir. 

"İsrailoğulları” anlamına gelen “Bene Yisrael” ismi, özellikle Bombay şehrinde yaşayan Yahudiler için kullanılmıştır. Bene Yisraeller’in diğer ülkelerdeki Yahudilerden asırlarca ayrı yaşamış olmaları, dinlerine ait birtakım ibadet ve merasimlerle birlikte İbranice’yi de unutmalarına sebep olmuştur. Esmer bir tene sahip olan Bene Yisraeller, giyim kuşamlarında da tamamıyla Hindu örf ve adetlerini uygulamaktadırlar. Bene Yisraeller’in, Bombay şehrinin yerel dili olan Marathi’yi kendi ana dilleri olarak kullanmaktadırlar. Bene Yisraeller genelde Hindistan’ın en eski yerli Yahudileri olarak kabul edilmektedir. Bene Yisraeller’in en eski meslekleri yağcılıktır. Şabat emrine uyarak Cumartesi günleri hayvanlarını dinlendiren Bene Yisraeller’e bu nedenle Hindistan’da “Cumartesi Yağcıları” adı verilmiştir. Yağcılık mesleğinin çiftçilik mesleğinden sayılması, Hindu kast teşkilatında aşağı statüde olmalarına neden olmuştur. Bene Yisraeller’in çok sıkı bir endogami uyguladıkları görülmüştür. Kendi aralarında endogamiyi uygulayanlara “Beyaz Yisraeller”, bunu uygulamayıp da Bene Yisrael’e mensup olmayan bir kadınla evlenenlerden doğanlara ise “Siyah Yisraeller” adını verirler.

Yahudi dini bayramlarına tekabül eden kutlamaların büyük bir kısmının hala Bene Yisraeller arasında devam ettiği görülmektedir. Ancak, bunların isimlerinin yerini tamamen yerli isimler almış ve uygulamaları itibariyle de ya Hindu veya İslami kutlamaların şekillerine bürünmüşlerdir. Mesela; Çardak Bayramı (Sukot), pirinç mamulü bir yiyecek olan “Khir Bayramı” olarak kutlanırken, Büyük Keffaret Bayramı (Yom Kippur), “Kapı Kapatma Bayramı” olarak kutlanmakta ve o gün herkes evine çekilerek beyaz elbiselere bürünmekte ve hiç kimse ile irtibat kurmamaktadırlar. Keffaret Günü’nden (Yom Kippur) önce tutulan on günlük oruç, uzunluğu sebebiyle Müslümanların Ramazan orucunu andırdığından, söz konusu günler için “Ramzan” ismini kullanmışlardır. Bene Yisraeller, doğrudan doğruya Hindu ve Müslümanlara ait bazı ritüelleri de benimsemişlerdir. Mesela, Hinduların dini ritüeli olan kirtan ile Hindistan Müslümanları tarafından evliyaların ölüm yıl dönümleri anısına yapılan urs kutlamalarını olduğu gibi benimsemişlerdir. Bene Yisraeller’in ilginç uygulamalarından biri de, ölülerini Müslüman mezarlıklarına gömmeleridir. Bu da Müslümanlar ile Bene Yisraeller arasındaki yüzyıllar içinde oluşmuş, dostluğa dayalı yakın ilişkinin bir göstergesidir. Bene Yisraeller, Eski Ahid’in her türlü kötülüğün baş müsebbibi olarak gösterdiği şirki ve çok tanrılılığı bir dini öğreti olarak kabul eden Hinduizm’e mensup insanlara, inançlarından ötürü hiçbir zaman kötü gözle bakmamışlardır. Bu ise, Hinduizm’deki her canlının kutsal olduğu Hinduist anlayışının Bene Yisraeller tarafından benimsenmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Ayrıca, yakın zamana kadar Bene Yisraeller, Hindular’da olduğu gibi ineğin yenmesinin haram olduğuna inanmakta idiler. Önceleri Bene Yisraeller, mensup oldukları köye nispetle Hintçe isimler kullanmakta idiler. Sonraları Eski Ahid’e ait isimler kullanmaya başlarlar. Onları diğer toplumlardan ayıran özelliklerden biri saçlarının bir bölümünü göze batacak şekilde uzatmalarıdır. 
Mumbai'deki En Eski Sinagog Şaar ha-Rahamim Sinagogo
İlk Sinagogları Şaar ha-Rahamim (Rahmet Yolu), 1796’da kendisi de bir Bene Yisrael olan Samuel Ezechiel Divekar tarafından Bombay’da inşa edilir. İlerleyen zamanlarda kendilerine ait okullarda açan Bene Yisraellilerin bugün, kırk bininin İsrail’de yaşadığı, beş bin kişilik bir nüfusun ise halen Hindistan’da olduğu tahmin edilmektedir.


Koşin Yahudileri arasında nesilden nesile aktarılan efsaneye göre; M.Ö. 973 yıllarında Kral Süleyman’ın ticaret gemilerinin Hindistan sahillerine gelmeleriyle Yahudiler Hindistan’daki bu topraklara yerleşmeye başlamışlardır. Koşin Yahudileri, bir ticaret güzergahı olan Hindistan’ın güney-batı sahillerinde ikamet etmekteydiler ve Uzak Doğu ve Çin’e doğru seyahat eden gemilerin hemen hemen tamamı bu limana mutlaka uğramaktaydı. Bu durum, Yahudilerin güçlü bir ticari potansiyel oluşturmalarına ve ayrıca böylesine stratejik bir öneme sahip olmasından ötürü Portekiz istilalarına uğramalarına sebep olmuştur. Yahudilere karşı doğrudan Portekiz saldırıları düzenlenmiş ve ortaya çıkan dehşet verici manzara hafızalarda İkinci Mabed’in yıkılışına denk bir etki bırakmıştır. 1663-1795 yılları arasındaki Hollanda sömürgeciliği döneminde Koşin Yahudi cemaatinin başı olan David Ezechiel Rahabi (1694-1771), Amsterdam’daki Yahudilerden kendileri için İbranice dini kitaplar göndermelerini talep eder. Bu dönemde, İspanya, Portekiz, Kuzey Afrika, Osmanlı, Suriye, Filistin ve Irak’tan birçok Yahudi gelip Hindistan’a yerleşmiştir. Koşin Yahudileri, kendi aralarında Beyazlar, Siyahlar ve Esmerler diye üç farklı gruba ayrılmaktadır. Beyazlar, Avrupa kökenli Yahudilerin soyundan gelenlerden müteşekkildi. Siyahları sonradan Yahudiliği seçen genelde köleler teşkil etmekte idi. Muhtemelen Yemen’li olan Joseph de Rabban’ın soyundan gelenler ise, Esmerler grubunu oluşturuyordu. Siyahlar diğer iki grup tarafından çok kötü muamelelere maruz kalıyorlardı ve hiçbir hakka sahip değillerdi. Bu üç grup arasında evlenmeler olmuyor ve aynı yerde ibadet etmiyorlardı. Siyahlar, sadece Simha Tora dualarına davet edilmekte idi. Sınıf farklılıklarının bu kadar keskin uygulanmasında muhtemelen Hindu kast sisteminin önemli etkisi olmuştur. Avrupalı sömürgeci ülkelerin Beyazlar’a imtiyazlı davranması, Koşin Yahudileri arasında var olan bu ayırımı daha da körüklemiştir. Siyahlar, kendilerinin en eski Yahudiler olduklarını iddia ediyorlardı. Her üç grup da yerli Malayalam dilini kullanıyorlardı. Bununla beraber az da olsa İbranice bilmekteydiler. Giyim kuşamları yerli Hindularla aynı idi. Ancak, zamanla Beyazlar, Avrupa giyim tarzını ve İngilizce’yi dil olarak benimsemişlerdir. Bu üç grubun biraraya gelmesi, ancak 1968’de Pardesi Sinagogu’nda yapılan, sinagogun dört yüzüncü yıl kutlamalarında olmuştur. 1983’te yapılan sayıma göre Hindistan’daki Koşin Yahudileri’nin tamamı 4500 kişidir. Bugün, bu sayı oldukça azalmış vaziyettedir ve hemen hemen yok denecek kadar az bir nüfus kalmıştır. İbadet usulleri ve ayinleri Sefarad Yahudileri ile aynıdır. Yalnız, Beyazlar’ın ibadet usullerinde Aşkenaz geleneğinin etkileri de yer yer görülmektedir. İbranice dini metinleri, 1668’de Amsterdam Yahudileri ile kurdukları irtibat sonucu elde etmişlerdir. Siyahlar arasında, din adamları ailesine mensup kohenler yoktur. Kohenler, sadece Beyazlar arasında mevcuttur. Dini ayinlerinde mesihi beklentiyi dile getiren ve Kutsal Topraklar’la ilgili dualar yoğun olarak geçmektedir.

Hindistan Bağdadi Yahudileri

18. yüzyılda Irak, Suriye ve Yemen’den göç edip Hindistan’a yerleşen Yahudilere “Bağdat Yahudileri” anlamında “Bağdadiler’ denmektedir. Önce Hindistan’ın Surat, Bombay, Poona şehirlerine göç eden Bağdadiler, daha sonraları Kalküta’ya yerleşmişlerdir. Bağdadiler, ticaretle meşgul olmuşlar ve ticari alışverişlerini özellikle İran Körfezi’ne kıyısı olan ülkelerle geliştirmiştir. Bağdadiler, kendilerini Bene Yisraeller’den ayırmak için onların sinagoglarına gitmeyi reddetmişlerdir. Bu ayrılma o kadar ileri noktalara taşınmıştır ki, Bağdadiler kendi adlarına ayrı mezarlıklar tahsis etmişler ya da var olan mezarlıklarda kendilerine ait mezarlar ile Bene Yisraeller’inkileri arasına duvar örmüşlerdir. Onlara göre Bene Yisraeller evlilik, boşanma gibi birçok konuda Hindulaşmışlardır. Bağdadiler, Neve Şalom adındaki ilk sinagoglarını 1831’de Kalküta’da inşa etmişler. ilk defa 1836’da kendi mezarlıklarını oluşturmuşlardır. Bağdadiler, kendilerini Birinci Mabed’in (M.Ö. 586) yıkılmasıyla Babil’e sürgüne giden Yahudilerin mirasçıları olarak gördükleri için, kendi dini uygulamaları ve ritüellerinin çok eskiye dayandığını iddia etmektedirler. Aralarındaki bu ayrılıklar nedeniyle Bağdatlılar’ın gerçekleştirdiği minyan yani cemaat ibadetlerine ve Tevrat okumalarına Bene Yisraeller’in katılmaları engellenmişti. Arapça dilini kullanan Bağdadiler, yazılarında İbrani harflerini kullanmakta idiler. Genellikle zengin bir nüfusa sahiptirler. Müslümanlarla iyi ilişkiler içinde olmuşlardır. Kendilerini Bene Yisraeller’den ayrı tutarak İngilizlerle işbirliği yapmayı önemseyen Bağdadiler, resmen İngiliz kabul edilmeleri için özel gayret sarfetmişlerdir. Bağdadiler’in kendilerini diğer Yahudi gruplarından ayrı ve üstün görmesinde Hindu kast sisteminin de etkisi olmuştur. Günümüzde Hindistan’daki Bağdadiler, başta Bombay ve Kalküta olmak üzere Delhi ve Thana şehirlerinde yaşamaktadırlar.

11 Mart 2017 Cumartesi

Hint Dinlerinde Kutsal Mekanlar: Budizm

Hint dinlerinde bütün bir Hint diyarı, şehirler, ırmaklar, kutsal kabul edilen kişiler ve bunların yaşamında önem arzeden olaylar ve bu olayların yaşandığı mekanlar kutsal kabul edilir. Hint dinlerinden olan Budizm'de de bu durum söz konusu olup Budizm'in kurucusu olan Buda'nın hayatının dönüm noktalarını oluşturan yerler kutsal kabul edilmiş ve buralar birer hac merkezi olmuştur. Bu yerler dünyadaki bütün Budistler için kutsal kabul edilmektedir. Bu kutsal yerleri ziyaret eden Budistler adeta Buda'nın tecrübesini bizzat tekrar etmiş ve onu yeniden tekrarlamış olmaktadırlar. Buda'nın hayatının dönüm noktalarını oluşturan olayların gerçekleştiği dört yer özellikle Budistler tarafından kabul edilmektedir. Bu dört yer Lumbini, Bodhgaya, Sarnath ve Kuşinara'dır.
Buda'nın Doğduğu Yer
Lumbini

Buda'nın doğum yeri olan Lumbini, Budizm'in önemli hac merkezlerinden biridir.Günümüzde Nepal sınırında yer almaktadır. Budist hacılar burayı hac için ziyaret etmektedirler.

Buda'nın Aydınlandığı Yer
Bodhgaya

Burası Buda'nın Nirvana'ya ulaştığı yerdir. Asıl ismi Sakyamuni olan Buda burada bir incir ağacı olan Bodhi ağacının altında 49 gün meditasyon yaptıktan sonra aydınlanmış ve bundan sonra Buda ismini almıştır. Buda'nın aydınlığa ulaştığı yer olan Bodhgaya budistler için yeryüzündeki en kutsal mekandır.

Geyikli Park
Sarnath

Burası Buda'nın aydınlandıktan sonra ilk vaazını verdiği yerdir. Buda burada 4 temel gerçek ve sekiz dilimli yolu açıklamıştır. Burası ayrıca Geyik Parkı olarak ta bilinmektedir. Budistlere göre bu yerin önemi Budizm'in bir din olarak başladığı yer olarak kabul edilmesidir. Zira Buda burada ilk vaazını vermiş ve böylece Dharma'yı yani Hakikatin Tekerleği'ni harekete geçirmiştir. Sarnath günümüzde Benares şehrine yakın bir yerdedir.

Parinirvana Tapınağı-Kuşinagar
Kuşinara

Kuşinara Buda'nın öldüğü yerdir. Bu özelliğinden dolayı Kuşinara Budizm'in en önemli kutsal mekanlarından ve hac merkezlerindendir. Günümüzde Hindistan'ın Kasia şehrinde yer almaktadır. Buda 80 yaşına basmadan üç ay önce yaşamaktan vazgeçmiştir. Buda'nın ölümünü ifade etmek için Parinirvana'ya ulaştı denilir.Yani bununla Buda'nın son kez Nirvana'ya ulaştığı ifade edilir.

18 Şubat 2017 Cumartesi

Hiç Bir Canlıya Zarar Verme: Ahimsa


Ahimsa, yaralamamak ve zarar vermemek anlamına gelen Sanskritçe bir kelimedir. Canlı hiç bir varlığa zarar vermeme prensibi üzerine kurulu bu öğreti hemen hemen tüm Hint dinlerinde kendine yer edinmiştir.


Bu prensip asli itibariyle Hinduizm'den gelmekte olup Hindu kutsal kitaplarından olan Upanişadlar kurban olarak kullanılan hayvanların dışında kalanlara şefkatli ve merhametli olmayı öğütler. Öte yandan Hinduizm’de her bireyin yükümlü olduğu görev ve sorumluluklar vardır ki bunların başında  hiçbir canlıyı yaralamama, öldürmeme anlamındaki  Ahimsa prensibi gelmektedir. Buna rağmen bu prensibin gereklerini yerine getirme noktasında Hindular pek dikkatli davranmamakta ve eskisi kadar olmasa da bugün yine de kurban geleneğini  devam ettirmektedirler ve Ahimsa'nın en temel yasağını ihlal etmektedirler.



Hinduizm'e tepki olarak ortaya çıkan Budizm'de ise bu prensib daha önem arzetmektedir. Zira Budizmin ortaya çıkış sebeplerinden biri de Hinduizm' deki kanlı kurban törenlerine karşı çıkmasıdır. Bunu yaparken de aslında Hinduizm'de de var olan bir prensipten yola çıkmışlardır ki bu Ahimsa prensibidir. Öte taraftan keşiş olan ve olmayan bütün Budistler, üç cevher, sekiz dilimli yol ve beş emre bağlıdırlar ve bu  beş emir içinde en önemlisi ve ilki Ahimsa'dır. Ayrıca Budist inanışta tüm canlılar birbirinin akrabası sayıldığından hiçbir canlıyı incitmemek gerektiği gibi,reenkarnasyon inancının gereği olarak ta bir Budist için kan dökmemek, zarar vermemek büyük önem taşır. Ayrıca bu prensibin Hint toplumunda iyice yerleşmesi adına Budist Kral Aşoka'nın aşağıdaki ifadeleri önem arzetmektedir.



“Burada (başkent Pataliputra’da) hiçbir canlı öldürülmeyecek, şölen verilmeyecektir. Ama bazı şölenlere izin vardır. Eskiden kralın mutfaklarında hazırlanan yemekler için yüz binlerce hayvan kesilirdi. Bu yazıtın dikildiği şu günlerdeyse bazen günde üç hayvan: iki tavus, bir geyik; bazen sadece iki tavus kesilmektedir. Gelecekte bunlar da kesilmeyecektir."



Netice itibariyle  Budizm'de de yeri olan Ahimsa sebebiyle bir Budist hiçbir canlıyı incitmemekle yükümlü olmakla beraber et yememeli, uyuşturucu ve zehir imal etmemeli, savaş aletleri üretmemeli ve zorda kalan, sıkıntıya düşen kimselerin ihtiyacını gidermeye çalışmalıdır. Buna rağmen Budistlerin Myanmar'da Rohingya müslümanlarına karşı katliam boyutuna varan şiddet eylemleri Budistlerin bu prensibe gerektiği gibi uymadıklarını göstermesi açısından önemlidir.



Bu prensibin gereklerini yerine getrime noktasında  Ahimsa prensibi Caynizm'de,  Hinduizm ve Budizm'e nazaran daha önem arzetmektedir. Caynistler diğer iki dine göre bu prensibi daha çok sahiplenmiştir ve bu prensip Caynizmle özdeşleşmiştir.  Bu prensip Caynistlerin yaşamının her alanında etkisini hissettirmektedir. Caynistler bu anlayışın bir neticesi olarak;


  • Her türlü yaratığı öldürmeyi ve  kurban amacı ile hayvan kesimini reddeder, kurban kesmeyi en büyük haram olarak kabul ederler.
  • Ziraatla uğraşmaz, iş hayatını tercih ederler.Çünkü Caynizm'de tarım için toprağı kazmak, böceklerin ve kurtların ölümüne neden olacağı için haramdır.
  • İyi bir Caynist içtiği suyu, aldığı havayı da süzmek zorundadır; çünkü suda ve havada küçük kurtlar ve mikroorganizmalar olabilir. Bunun için de genellikle ağzında beyaz bir bez taşımak, ve ayrıca küçük bir canlıyı dahi öldürmemek için yürürken önünü süpürmek  mecburiyetindedir.
  • Caynistler sarhoş edici içkiler de kullanmazlar zira sarhoşken başkalarına zarar verebilme ihtimalleri vardır.
  • Yine Ahimsa öğretisinin bir sonucu olarak  bütün hayvanların tedavi edildiği hastahaneleri vardır.
  • Ayrıca kurallara sıkı bağlı Caynistler gün batımından sonra yemez, içmez veya seyahat etmezler.Zira karanlıkta yanlışlıkla bir takım böcek be haşeratı öldürebilme ihtimalleri olabilir.
  • Dindar Caynistler biraz daha ileri giderek mikropları öldürmemek için ilaç bile kullanmazlar. Dolayısıyla Caynizm'de antibiyotik ve dezenfektan kullanımı da yasaktır.
  • Ayrıca hayvani ürünler olanet,balık,yumurta,bal,tereyağı yemek;soğan, turp, sarımsak havuç, şalgam ve patates gibi köklü sebzeleri tüketmek; her türlü zirai faaliyetle meşgul olmak yasaktır.
  • Digambara mezhebine göre elbise giymek yasaktır. Bunun nedeni ise, giysilerinin arasına girecek küçük canlılara zarar vermeme  isteğidir.
  • Ayrıca keşişlerin Katurmas denilen dört aylık muson yağmurları döneminde bulundukları bölgenin sınırları dışına çıkmaları yasaktır. Bunun sebebi bu yağmurlu dönemde yerde çıkan bitkileri ve toprakta yaşayan canlıları ezmemektir.
  • Caynist keşişler Katurmas denen bu dönemde hayvan kesim evlerine giderek tehditle yada para vererek bu günde hayvan boğazlanmasını da engellemeye çalışırlar.
  • Caynist rahiplerin Ahimsa kuralını ihlal etmemek adına içtikleri suyu süzerek içmeleri, adım atacakları her yeri de önceden ellerindeki süpürgelerle süpürmeleri gerekir.
  • Svetambara mezhebinden olanlar buna, nefes alıp verirken herhangi bir canlıya zarar vermemek için sürekli maske takma mecburiyetini de eklerler.
  • Ayrıca Caynistler başka varlıklara daha az zarar vermek adına kendilerini yeme içmeden alıkoyarlar. Bu yüzden normal günlük hayatlarında bile günde sadece bir öğün yemekle yetinmek durumunda olan keşiş veya keşişeler senenin neredeyse yarısını oruçlu geçirirler. Özellikle her on beş günlük sürede en az üç gün  oruç tutmak zorundadırlar.
  • Caynistler sadece ziraat değil, başka varlıklara zarar verme ihtimallerinin olduğu meslekler de çalışmazlar. Örneğin bir Caynist ağaç kesicisi olamaz zira bu meslek ağaçları kesmeyi gerektirir. Aynı şekilde fırıncılıkta yapamaz; çünkü yanlışlıkla fırının etrafında mevcut olan haşeratı öldürebilir.
  • Caynistler günümüzde tren ve araba üreten fabrikalarda da çalışmazlar zira tren ve arabalar sık sık insan ve hayvanları ezmektedirler. Dolayısıyla Caynistler herhangi bir canlıya zararın olabileceği hiçbir şeyi yapmamaya gayret gösterirler.

  • Hayatın her alanında etkisini gösteren bu prensip Caynistler için o denli önemlidir ki Hindistan’ın kurtuluşu için çaba sarf etmiş olan Gandhi (1868-1948), siyasal mücadelesinde Ahimsa metodunu kullanmıştır.


11 Şubat 2017 Cumartesi

Hint Dinlerinde Kutsal Metinler: Hinduizm



Hinduizmin kutsal metinleri temelde iki kısımdan oluşur. Bunlardan ilk kısım vahiy ürünü olarak görülen ilahi kökenli kitaplardır. Diğer kısım ise beşer ürünü olup onlarda aynı şekilde kutsal kabul edilmektedir. İlahi kaynaklı eserlere Sruti denirken beşer ürünü olanlara ise Smriti denir. Sruti kabul edilen eserler;Vedalar, Brahmanalar, Aranyakalar ve Upanişadlardan oluşur. Smriti kabul edilen eserler ise Destanlar, Puranalar ve Kanunnamelerden oluşur.

A-Sruti (Vahiy Ürünü Kutsal Kitaplar)

1-Vedalar




Veda Sanskritçe bir kelime olup "ilahi bilgi" anlamına gelir.Tartışmalı olmakla beraber bu kitapların M.Ö. 1500-1000 yılları arasında kaleme alındıkları kabul edilir. Gerek araştırmacılar ve gerekse Hindular arasında farklı görüşler olsa da muhafazakar Hindulara göre bu kitaplar Tanrı Brahmana'dan rişilere(Hindu aziz ve peygamberler) vahyedilmiş ve daha sonra yazıya geçirilmiştir. Vedalar dört kitaptan oluşur:

a-Rig-Veda


En eski ve en kutsal metin kabul edilen ve on bölümden oluşan bu eser bazı Hindu tanrıların kudretleri hakkında bilgiler verir.


b-Yajur-Veda


Yajur-Veda tamamen kurban törenleriyle ilgili bir kutsal metindir. O, Vedalarda emredilen dini tören ve ayinleri düzenleyen rahiplerin el kitabıdır.Bir kısım ilahiler Rig-Veda'dan alınmıştır.


c-Sama-Veda


Bu kutsal metin Hindu dinsel törenlerinde ve özellikle soma adı verilen törenlerde okunan ilahilerden oluşur. Bu ilahilerin tamamı manzum olup bir kısmı da Rig-Veda'dan alınmıştır.


d-Atharva-Veda

Diğer Vedalardan daha sonra derlenen Atharva-Veda tıpkı Yajur-Veda ve Sama-Veda gibi, dini ayin ve törenlerde okunan dua ve yakarışları içeren bir ilahiler koleksiyonudur. 



2-Brahmanalar

Vedalar gibi vahiy ürünü kabul edilen Brahmanalar Hindu Talmudu olarak kabul edilir. Zira Vedalarda bildirilen kurban törenlerini izah ve tefsir eden nesir tarzındaki kutsal yazılardır. Bunlara Brahmana denilmesi konusunda, onların Tanrı Brahma adına icra edilen törenler ve dualarla ilgili olması veya bu dini törenlerin icrasında brahminler adı verilen din adamlarına yol göstermek gayesiyle kaleme alınmış olmalarıdır.

3-Aranyakalar



Hindu inancına göre insan hayatı öğrencilik, aile hayatı, dağ başında riyazet ve dini dilencilik olmak üzere dört dönemden oluşur. Aranyakalar ise riyazet dönemindeki keşişlerin okuduğu ve üzerinde tefekkür ettikleri bir metin olup bir takım gizemli ifadeleri barındıran felsefi bir eserdir. Bu eserde "om" gibi gizemli ifadeler mevcuttur.


4-Upanişadlar





Hint düşüncesi ve  felsefesine dair en belirgin ifadelerin yer aldığı Upanişadlar Hint kutsal literatürü içerisinde en son kompoze edilen kutsal metinlerdir. Pek çok kısımdan oluşan Upanişadların temel amacı insanoğlunun benlik duygusundan sıyrılarak, kendisinin evrensel ruh olan Brahman ile ayniliğini  kavrayabilmesine yardımcı olacak bilgileri ona sunmaktır.

B-Smriti(Beşer Ürünü Eserler)

1-Destanlar


a-Ramayana Destanı




Yirmi dört bin beyitten oluşan Ramayana destanında, kahraman Rama'nın şahsında itaatkar bir oğul, sadık bir koca, cömert bir kardeş cesur bir savaşçı, kısacası mükemmel bir insan ve ideal bir Hindu portresi sunulmaktadır. Destan böyle bir kahramanın haksız biçimde sürgün edilişi, eşi Sita 'nın kötü kral Ravana tarafından kaçırılışı ve maymun yüzlü tanrı Hanuman'ın yardımıyla tekrar kurtuluşunu hikaye eder.

b-Mahabharata Destanı



Yaklaşık yüz bin beyitten oluşan Mahabharata destanı ise dünyanın en uzun destanı olup Akraba Kavrava ve Pandava sülaleleri arasındaki hükümranlık mücadelesini hikaye edip ayrıca Hint dini düşüncesi hakkında inançtan ibadete, mitolojiden felsefeye uzanan çok geniş yelpazede bilgi sunar.O, bir destan olmasının yanı sıra Manu Kanunnamesi'nde yer alan kuralların yaklaşık yüzde seksenini ihtiva etmesinden dolayı aynı zamanda didaktik bir eserdir. Bilhassa Bhagavat-gita diye bilinen
bölümü, ruhun mahiyeti ile karma-yoga, jnana-yoga ve bhakti-yoga gibi kurtuluş yollarına dair verdiği eşsiz bilgiler dolayısıyla Hindu dinsel hayatı açısından son derece önemli bir eserdir.

2-Puranalar

Dünyanın yaratılışını ve Tanrının değişik bedenlere girerek (avatara) insanlık tarihine müdahalelerini anlatan mitolojik eserlerdir. Toplam sayıları otuzu aşan bu eserlerden bilhassa 18 tanesi, Hint mitolojisi tarihi, felsefesi ve coğrafyası hakkında önemli bir kaynaktır.

3-Kanunnameler


Hint dini kurallarını belirleyen veya açıklayan bu eserlerde tıpkı destanlar ve Puranalar gibi değişik şartlar ve farklı zamanlarda dini hükümlerin nasıl uygulanacağı konusunda Hindulara rehberlik ederler. Bunların en meşhuru Manu Kanunları adıyla tanınan Manu-Smriti adlı kanunnamedir.